1.1 Analizden Amaçlanan: Bu Analizin amacı, Türkiye’deki çocukların refah düzeyini ortaya koymak, BM Çocuk Haklarına dair Sözleşme’de belirtilen haklardan ne ölçüde yararlanabildiklerini değerlendirmek, ve bu çocukların iyi olma durumunu daha da geliştirmeye yönelik olarak uygulanacak politika ve uygulamaların belirlenmesine katkıda bulunmak şeklinde özetlenebilir.

Analizde ayrıca, hem 18 yaşından küçük – dolayısıyla Sözleşme’nin getirdiği koruma kapsamında yer alan – hem de 18. yaşı doldurmuş ancak henüz ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemini yaşayan, tüm gençlerin durumunu mümkün olduğu kadar aydınlatmaya çalışılmıştır.

Türkiye’de 2011 yıl sonu nüfusu olan 74,7 milyonun içinde 18 yaşından küçük yaklaşık 23 milyon, 15-24 yaş grubundan ise yaklaşık 12,5 milyon yurttaş vardır. 0-24 yaş grubu 31,4 milyondur. Nüfus artış hızı yavaşlamış olmakla birlikte, önümüzdeki daha uzun yıllar boyunca Türkiye’de gençler ve çocuklar “gelişmiş ülkelere” göre nüfusun çok daha büyük bir bölümünü oluşturmaya devam edecektir.

1.2 Kazanımlar: Türkiye, istikrarlı kurumları ve yaygın kamu hizmetleriyle üst-orta gelir düzeyinde bir ülkedir. Ülkedeki çocukların çoğu ailelerinde özenle yetiştirilmektedir; yiyecek, barınma ve diğer temel ihtiyaçları karşılanmaktadır ve ağırlıklı olarak kamu tarafından sağlanan eğitim ve sağlık gibi hizmetlerden yararlanmaktadır. Çocuklar ve çocuk hakları söz konusu olduğunda Türkiye’nin başlıca başarı ve kazanımları şöyle özetlenebilir:

Çocuk yaşatma, çocuk sağlığı ve refahı: Bebek ve beş yaşından küçük çocuk ölüm hızları son yıllarda hızla düşmüştür; bebek ölüm hızının artık tek rakamlı düzeye inmiş olmasından bahsedilmektedir (başka bir deyişle, canlı doğan tüm çocukların %1’inden azı ilk bir yıl içinde ölmektedir). Benzer ilerlemeler aşılamalarda da görülmektedir. Başta sağlık alanı olmak üzere, sosyal harcamalar artmaya başlamıştır. Türkiye’de aile hekimliği sistemine geçilmiş, tüm çocuklar için ücretsiz sağlık sigortası getirilmiştir. Sosyal yardımlara ve korumaya erişim sağlayacak aile danışmanlarından oluşan bir ağ önerilmektedir.

Erken dönem çocuk gelişimi: Çocuk yetiştirme (anne-baba eğitimi) programları uygulanmış, okul öncesi eğitim hızla yaygınlaşmış, okul öncesi eğitim ve gündüz çocuk bakımı için toplum temelli bir model geliştirilmiştir. Okula başlama yaşını 2012 yılında 60 aya çeken hükümet, 4 yaşındaki nüfusun %100’ünü okul öncesi eğitime dahil etme hedefini benimsemiştir. Türkiye ayrıca küçük çocukların gelişiminde yaşanan gecikmeleri erken teşhis edebilen gelişimsel pediatri birimlerinin kurulmasında öncülük yapmıştır.

Eğitim: Ana babalar eğitime büyük değer atfetmektedir ve çocuklar okulu sevmektedir. İzleme sistemindeki iyileştirmeler, toplum seferberliği kampanyaları, nakit transferleri ve ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması gibi girişimler sayesinde 6-14 yaş grubunun 8 yıllık ilköğretim düzeyinde net okullaşma oranı bugün hem erkek hem kız çocuklarda %98’e ulaşmıştır.  4 yıllık orta öğretimde net okullaşma %67’ye, brüt okullaşma ise %93’e çıkmıştır. 2012 yılı itibarıyla hükümet dört yıllık orta öğretimi zorunlu hale getirmiştir. Üçüncü kademe eğitime katılım da artmıştır.

Çocuk haklarının izlenmesi ve çocuk katılımı: Türkiye, çocuk haklarıyla ilgili uluslararası anlaşmaların çoğuna taraf durumdadır. Çocuk hakları ayrıca anayasayla ve çeşitli yasal düzenlemelerle garanti altına alınmıştır. TBMM’de bir çocuk hakları alt komisyonu, illerde ise çocuk hakları komiteleri bulunmaktadır. 2012 yılında Çocuk Hakları İzleme ve Değerlendirme Kurulu oluşturulmuştur. Bir kamu denetçilik kurumu getirilmiş ve bu kurumda kadın ve çocuk haklarından sorumlu bir denetçi de yer alacaktır.

Çocuk koruma: Özellikle 2005 yılında çıkartılan Çocuk Koruma Yasası’nın ardından çocukları sömürü, şiddet, istismar ve ihmalden korumak amacıyla çeşitli kurumsal düzenlemeler yapılmış, hizmet modelleri ve standartlar geliştirilmiştir. Bunlar, hak ihlallerini önlemeyi, ihlalleri ortaya çıkarmayı ve/veya mağdurlara doğru koruma, tedavi veya rehabilitasyon sağlamayı amaçlamaktadır. Sokaklarda yaşayan veya çalışan, ana baba bakımından yoksun, yargı ve ceza sistemleri ile tanışan ve cinsel istismar ve diğer suçların mağduru olan çocuklar bu düzenlemelerden yarar sağlamıştır.

Uluslararası katkı: Son yıllarda Türkiye kendi sınırları dışında da insani yardım ve kalkınma çabalarına önemli katkılarda bulunmaya başlamıştır. Asya, Afrika ve diğer bölgelerde yapılan bu yardımlar ve çalışmalardan, yetişkin erkek ve kadınların yanı sıra çocuk ve gençler de yararlanmıştır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’na (TİKA) göre iki ve çok taraflı denizaşırı kalkınma yardımlarının tutarı 2009 yılında 700 milyon dolara ulaşmıştır. Bu alanda Türkiye merkezli STK’ları da aktiftir.  

Suriye krizi: 2011-12’de ülkelerindeki şiddetten kaçan on binlerce Suriyelinin Türkiye’ye girişine izin verilmiştir. Ekim 2012 itibarıyla 100 bini aşkın sığınmacı kaliteli, iyi yönetilen kamplarda barındırılmakta, temel ihtiyaçları karşılanmaktadır. Kamplardaki toplam nüfusun üçte birini oluşturan çocuklara eğitim de verilmektedir. Türkiye ayrıca sınırın Türkiye tarafında kalan binlerce insanın yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmaktadır. Bu acil durumla ilgili olarak Türkiye’nin yaptığı harcamalar 500 bin dolara ulaşmıştır.  

1.3 Çözüm bekleyen konular: Türkiye’nin ulusal geliri artmakla birlikte fırsatlar halk içinde eşit dağılmamaktadır. Madde refah ve eğitim düzeyleri açısından ortada belirgin eşitsizlikler vardır. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitsizliği çok belirgindir. Sosyal güvenlik ağları sınırlı kalmaktadır. Kamu hizmetlerın bir kısmı görece gelişmemiş durumdayken diğer bir kısmı kapsam ve kalite açısından eşitsizlikler içermektedir. İnsan hakları her zaman ve her durumda iyi kavranmamakta, gerekli saygıyı görmemektedir. Tüm bu koşullar, Türkiye’deki kız ve erkek çocuklar için ciddi ve kimi zaman da dramatik sonuçlara yol açmaktadır:

Yoksulluk: Çocukların yaklaşık dörtte biri göreli yoksulluk içinde yaşamaktadır. Ekonomik durgunluğu halinde ciddi risklerle karşı karşıya kalacakların sayısı muhtemelen daha da yüksektir. Çocuklar arasında yoksulluk, yetişkinlere göre daha yaygındır. Yoksulluk içinde olma olasılığı en fazla olanlar, az eğitimli anne ve babaların çocuklarıdır. Maddi yoksulluk içinde olan kız ve erkek çocukların, örneğin kötü beslenme, sağlık sorunları, çocuk işçiliği, okula devamsızlık, İnternet kullanamama, boş zaman ve sosyalleşme imkânlarından yararlanamama, şiddet ve parçalanmış aile, hatta doğal felaketler sonucu ölüm ve yaralanma gibi diğer fiziksel ve sosyal yoksunlukları ve riskleri yaşama olasılıkları daha büyüktür. Yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkilerinin yaşam boyu sürdüğü ve sonuçta kendi çocuklarını da etkilediği belirlenmiştir.

Beslenme: Çocuk beslenmesi alanındaki iyileşmelere karşın Türkiye’de çocukların %10’unda bodurluk vardır. Bodurluktan kastedilen, çocukların çeşitli sağlık ve gelişim sorunlarına yatkınlık getirebilecek şeklinde boylarının yaşlarına göre kısa kalması. Mikrobesin yetersizlikleri de önemlidir. Çocukların anne sütüyle beslenmeleri yaygın bir uygulama olsa da, yeni doğan bebeğin gerektiği gibi ilk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenmesi hiç o kadar sık rastlanmaktadır.

Çocuk işçiliği: Çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinden bazıları Türkiye’de hala gözlenebilmektedir. Bu durum çocukları sağlık ve gelişim haklarından yoksun bırakmakta, karşılaştıkları riskleri artırmakta, geleceklerini tehlikeye sokmaktadır. Kız ve erkek çocuklar, tarımda mevsimlik işlere katılmak üzere için aileleriyle birlikte yerden yere göçmekte, sokaklarda çalışmakta, sanayi ve hizmetler sektörlerinde birtakım biteviye ve/veya tehlikeli işlerle uğraşmaktadır.

Eğitime katılım: Başta kızlar olmak üzere kimi çocuklar, yoksulluk ve/veya çocuk işçiliği, muhafazakâr toplumsal normlar, ev içi sorumluluklar, beklenti düzeylerinin düşüklüğü veya uyum sorunları gibi nedenlerle ilkokuldan ayrılmakta ya da okullarına düzenli devam edememektedir. Okula başlama yaşının geçenlerde 60 aya çekilmesi ve ilköğretimin iki evreye ayrılması, geç başlama, okula hazır olmama veya evreler arasında geçiş yapamama gibi nedenlerden dolayı eğitime katılımı azaltabilir. Ortaöğretimde okullaşmada, bölgeler, kır/kent ayırımı, sosyoekonomik durum ve cinsiyet bazında önemli eşitsizlikler görülmektedir. Ayrıca, çocukların dışarıda çalışma veya evde iş yapma zorunlulukları ya da şevksizlik gibi nedenler yüzünden okul devamsızlığı da yaygın bir olgudur.

Eğitimin kalitesi: Yapılan testler ve gözlemler, okullardaki çocukların önemli bir bölümünün potansiyellerini tam gerçekleştiremediklerini göstermektedir.  Buradaki sorunlar, çok-seçmeli soruların sorulduğu sınavların olumsuz etkisinden özel dershanelere, çocuğu merkeze alan ve çocuk katılımını sağlayan bir yaklaşımın olmayışına kadar geniş bir alanda çeşitlilik göstermektedir. Verilen eğitimin ve eğitim ortamlarının kalitesinde bir yöreden diğerine ve bir okuldan ötekine önemli farklılıklar görülmektedir.

Sağlığın yeni gündemi: Halk sağlığı sistemi, bebek ve çocuk ölümlerinin ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesi bakımından büyük ölçüde başarılı olmakla birlikte, yeni başlatılan aile hekimliği sisteminin gelişim gecikmeleri, kazalar, yaralanmalar, beslenme sorunları, bulaşıcı olmayan hastalıklar ve zihinsel sağlık gibi başlıklarda bütünlüklü bir yaklaşımla izleme yeteneği sınırlı kalmaktadır. 

Ana baba bakımından yoksun çocuklar: Kurumlarda bakım yaklaşımından uzaklaşılmasına ve aile bakımına ağırlık tanınmasına karşın, ana babaları olmayan, çocuklarına bakamayacak veya buna isteksiz durumdaki ana babaların çocuklarına sağlanan bakımın kalitesine ilişkin kaygılar zaman zaman dile getirilmektedir.

Şiddet: Yaşlarına, cinsiyetlerine ve toplumsal konumlarına bağlı olmak üzere erkek ve kız çocukların çoğu şu veya bu şekilde şiddete, istismara, sömürüye veya ihmale maruz kalmaktadır. Şiddet, evde, okulda veya toplumun içinde yetişkinler veya diğer çocuklar tarafından uygulanmaktadır. Özellikle kız çocuklara yönelik cinsel istismar haklı olarak kamuoyunda ciddi kaygılara yol açmaktadır. Ancak, bu sorunlarla henüz tam olarak yüzleşildiği, gerekli önlemlerin alındığı söylenemez.

Suça karışan çocuklar: Gerçekleştirilen bunca reforma karşın, yargı sistemi ile tanışan çocukların gördüğü muamele henüz büyük ölçüde bu alandaki uluslararası standartlarına uygun düşmemektedir. Çok sayıda çocuk, yetişkinlerin davalarının da görüldüğü mahkemelerde yargılanmaktadır. Gözaltı koşulları son derece elverişsiz olabilmektedir. Mağdur durumdaki çocuklar ise ikincil mağduriyetlerle karşılaşabilmektedir.

Ergen sağlığı: Ergenlerin üreme sağlığına ilişkin bilgileri, kısmen bu alandaki toplumsal tabular nedeniyle çok sınırlı kalmaktadır. Ayrıca gençlerin, örneğin uyuşturucu ve madde bağımlılığı gibi konular dâhil olmak üzere sağlık alanındaki diğer konulara ve risklere ilişkin daha fazla bilgiye ve hizmete ihtiyacı olduğu söylenebilir.

Gençlerin süreçlerde yer alması ve katılımı: Ana babalar ve toplum, ergenleri ve gençleri çoğu kez anlamamakta, onlara güvenmemektedir. Çocuklar, kendi görüşlerini dile getirecek ve kendi kararlarını alacak şekilde yetiştirilmemekte, gençliklerinde görüşleri açıklayan ya da kendi adına karar alanlarına ciddi yaptırımlar da uygulanabilmektedir. Kişisel ve sosyal gelişim, boş zaman, spor ve enformasyon gibi alanlarda fırsat yetersizlikleri yaşanabilmektedir. Geleneklerle ilgili nedenlerden dolayı, ergen yaşlardaki kızların hareketleri toplumun tüm kesimlerinde değişik ölçülerde kısıtlanmaktadir.

Erken ve zorla evlendirme: Kız çocukların çok genç yaşlarda ve/veya zorla evlendirilmeleri, halen sürüp giden ve ele alınmayan bir sorundur. Bu durum, kızların üreme sağlığı haklarını ihlal etmekte, erken yaşlarda doğum ve sik/çok gebelik gibi riskli sonuçlara yol açmakta, kızların fiziksel, duygusal ve toplumsal açılardan henüz olgunlaşmadan eğitimden ayrılmalarına ve ev kadını olarak işe başlamalarına neden olmakta, onları aile içi şiddete maruz bırakmakta ve sonuçta yoksulluk döngüsünü pekiştirmektedir.

Namus suçları: Toplumun kimi kesimlerinde, namus cinayetlerinin işlendiği veya kadınların intihara zorlandığı ilişkin haberler medyada yer almaya devam etmektedir. Buradaki mağdurlar genellikle, kadınların kamu ortamdaki davranışlarını sınırlayan aşırı muhafazakâr ölçüleri ihlal ederek ailelerinin “namusuna” gölge düşürdüğü düşünülen genç kadınlar ve kimi örneklerde de ergen yaşlardaki kızlardır.

Okulla iş arasında: Pek çok genç açısından, okuldan işe geçiş zorlu ve uzun bir süreçtir.  Herhangi bir gün itibarıyla, Türkiye’de gençlerin %30’u ne eğitimdedir ne de çalışmaktadır. Bu, uluslararası standartlara göre çok yüksek bir orandır. Söz konusu oran, okulu erken bırakma ve/veya işgücüne hiçbir zaman dâhil olmama eğilimleri nedeniyle kızlar arasında daha da yüksektir.

Nüfus kaydı: Kimi çocukların nüfus kayıtlarının olmadığına ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Oysa nüfus kaydı tüm çocukların ve yurttaşların yaşamlarının ilk yıllarında ve kimi durumlarda daha ileri yaşlarda da haklarından yararlanabilmelerinin ilk adımıdır.

Felaketlere hazırlıklılık ve çevre: Çevresel bozulma ve iklim değişikliğinin yanı sıra, mevcut konutlar ve altyapı deprem ve sel gibi olaylara karşı aşırı zayıf durumdadır ve bu da çocuklar ve gençler açısından önemli bir risk oluşturmaktadır.

1.4 Dezavantajlı gruplar: Aşağıda sıralanan dezavantajlı gruplardan birine veya birkaçına birden mensup olan çocuklar ve gençler, diğer sonrunların yanı sıra, yukarıda sözü edilen konulardan etkilenmeye özellikle açıktırlar:

Engelli çocuklar: Uygulanmakta olan politikalara ve hükümetin kararlılığına karşın, engellilik riski olan kız ve erkekler – özellikle yoksul kesimlerden olanlar- bugün de haklarından tam olarak, kendi yaşıtları gibi ve onlarla birlikte yararlanamamaktadır. Bir kısmının ihtiyaçları erken yaşta ve doğru şekilde tespit edilememektedir. Birçoğu fiziksel erişimde sorunlar yaşamakta, ayrıca bu kişiler ayrımcılık, düşük beklenti ya da aşırı korumacı tutumlar nedeniyle zarar görmektedir. Engelli çok sayıda çocuğun kaliteli eğitim hakkından yararlanamadığı anlaşımaktadır.

Azgelişmiş bölgelerdeki ve kırsal kesimdeki çocuklar ve gençler: Azgelişmiş bölgeler ve kırsal yörelerde yaşayan çocuk ve gençlerin önemli bir bölümü maddi yoksunlukla boğuşmaktadır. Yoksulluğun kalabalık aileyle yakın ilişkisi vardır ve kalabalık aileler Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde özellikle yaygındır. Kırsal kesimde ise Türkiye’deki çocukların yaklaşık yarısı yoksulluk riski altındadır. Azgelişmiş bölgeler ve kırsal kesimde yaşayan çocuklar ve gençler, beslenme, sağlık durumu, eğitimde başarım, hizmetler ve fırsatlar açısından dezavantajlı durumdadır. Bebek ve çocuk ölümleri, bodurluk, okula gitmeme ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi sorunlardan en çok etkilenen nüfus, azgelişmiş bölgeler ve kırsal kesimlerde yaşayanlardır. İnternet erişimi ise kentlere göre kırsal kesimlerde çok daha sınırlıdır. Boş zaman ve sosyal etkinlikler için fırsatlar da aynı şekilde sınırlıdır.

Yoksul kent mahallelerindeki çocuklar ve gençler: Birçoğunun ana babaları kırsal yörelerden veya daha azgelişmiş bölgelerden gelen, şimdi kentlerin yoksul mahallelerinde yaşayan çocuklar ve gençler de önemli oranda yoksulluğa, yoksunluğa ve de sosyal güvensizliğe maruz kaldıkları gözlemlenmektedir. Ayrıca, bu kesimden çocuklar yargı sistemiyle tanışma, sokaklara savrulma gibi risklere, kent yaşamı ve kentsel ortamların getirdiği diğer tehlikelere özellikle açıktır.

Romanlar: Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede yer alan diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de Roman çocuklar ve gençler güç koşullarda yaşamakta, haklarından yararlanma ve potansiyellerini gerçekleştirilmesinde ayrımcılıktan olumlu rol modellerinin olmayışına kadar kendilerine özgü çeşitli engellerle karşılaşmaktadır.  Roman çocukların örneğin eğitime katılımının düşük düzeyde kaldığı gözlemlenmektedir.

Çatışma ortamındaki çocuklar ve gençler: Türkiye’nin güneydoğusunda siyasal gerilimlerin ve şiddetin ortasında yaşayan çocuklar ve gençler, maddi anlamdaki yoksunluklarına ek olarak psikolojik stres, ayrıca ölüm ve yaralanma gibi ciddi risklerle karşı karşıyadır. Yargıyla tanışanların sayısı oldukça yüksektir.  Kimisı de, PKK tarafından silah altına alınarak şiddet sonucu ölüm olasılığın çok yüksek olduğu bir yola girmektedir.

Ana dili Türkçe olmayan çocuklar: Ana dilleri Türkçe olmayan çocuklar, örgün eğitimin ilk yıllarında güçlüklerle karşılaşıp daha bu yaşlarda diğer öğrencilerin gerisinde kalabilmektedir. Bu sorun en yaygın biçimde ülkenin doğu ve güneydoğu bölgelerinin Kürtçe ve Arapça konuşulduğu yörelerinde ve bu yörelerden göç eden insanların yoğun  olarak yaşadıkları diğer kentsel alanlarda görülmektedir.

Uluslararası göçmenler: Sığınmacı statüsünü kazanmak ve başka ülkelerde yerleştirilmek için UNHCR’ye başvuran çocuk ve gençlerin bir kısmı sosyal yardımlarla sağlık hizmetlerinden yararlanmakta ve okula gidebilmektedir. Ancak diğerleri, örneğin yoksulluk, dil veya kimlik belgeleri ya da zorunlu ikamet yerleriyle ilgili nedenlerden kaynaklanan güçlüklerle karşılaşmaktadır. Ayrıca, Türkiye yoluyla Avrupa’ya gitmek isterken yolda yakalanan –ve sıkça görüldüğü gibi yaşamlarını da yitirebilen- yasa dışı göçmenlerin arasında çocukların ve gençlerin oranı da hayli yüksektir. Bu çocuklar geri gönderme merkezlerinde tutulabilmekte ya da zorla sınır dışı edilebilmektedir.

1.5 Genel tavsiyeler: Türkiye’nin gündeminde olan, çocuk hakları, çocuk ve gençlerin iyi olma halleri ile ilgili tüm sorunlara ayrı ayrı çözümler bulunabilir ve bulunmalıdır. Bu sorunların bir kısmı artık iyi kavranmış olup düzenli olarak izlenmektedir; diğerleri ise ek veri toplanmasını, yeni araştırma ve analizleri gerektirmektedir. Birçok alanda mevcut politikaların ve girişimlerin daha ileri düzeyde ve daha kararlı biçimde sürdürülmesi yeterli olabilecekken, bazı alanlarda yeni girişimler gerekmektedir. Çözümler getirmek adına atılacak adımlar zaten, elinizdeki Durum Analizinin ilgili bölümlerinde daha ayrıntılı olarak ele almaya çaba gösterilmiştir. Burada, yaygın biçimde benimsenip içselleştirilmeleri halinde çocuk hakları, çocukların ve gençlerin refahı ile ilgili her alanda gelişme sağlanmasını büyük ölçüde kolaylaştıracak birtakım genel ilkeler vurgulalanacaktır:

Hakları temel alan yaklaşım: Toplumun her kademesinde var olan, çocuklar için iyi şeyler yapma istekliliğinin bir çocuk hakları kültürüyle tamamlanması gerekmektedir. Böylelikle, çocuklar hep haklara sahip bireyler olarak görülecek, kendilerine ana babalarının, diğer kişilerin veya kurumların mülkü gibi bakılmayacaktır. Gene bu sayede, ana babalar, meslek sahipleri, resmi görevliler ve uygulanacak politikaları belirleyenler, yükümlülüklerini tam olarak kabul edecek, nerede olursa olsun kız ya da erkek her çocuğun doyurucu bir refah ve koruma düzeyinden yararlanmasını sağlamak için çalışacaklardır.  Çocuklarla ilgili konuların haklar bağlamında ele alınması, doğum kaydı olmayanlar, ilkokula gidemeyenler veya gidip de yıl kaybedenler dâhil tek bir çocuğun bile unutulmamasını sağlayacaktır. Aynı yaklaşım, çocuklara yönelik şiddet, uzun tutukluluk süreleri ve çocukların uzman olmayan mahkemelerde yargılanmaları gibi konuların aciliyetini hisseden bir duyarlılık yaratacaktır. Böylece, çocuklar kendilerini etkileyen konularda sözlerini söyleyebileceklerşikâyet ve izleme mekanizmaları işleyecektir.  Başta kızlar olmak üzere kısıtlayıcı ve kontrol altında tutucu tavırların yerini güçlendirici bir yaklaşım alacaktır. Çocuklara yönelik hizmetler yalnızca eğitim ve sağlık alanlarındakilerle sınırlı kalmayacak, sivil haklar ve özürlükler; bilgilenme, boş zaman, güvenli ortam ve felaketlerin etkilerinden korunma gibi çok geniş bir alandaki tüm haklar sağlanmış olacaktır. Karar verme yetkisine sahip olanların ve çocuklarla birlikte çalışan profesyonellerin tümü çocuk haklarına tam aşina olmaları gerekmektedir. Kitle iletişim araçları da bu kültürün yaratılmasında önemli bir rol oynayabilir. Halen devam etmekte olan anayasa değişikliği süreci, çocuk haklarının yeni anayasada güvence altına alınması ve ardından çocuk hakları ilkeleri ile tam uyum içinde olmayan, örneğin çocuk katılımı snırlayan, yasal düzenlemelerin güncellenmesi için fırsat sunmaktadır.

Daha fazla, daha iyi ve daha eşitlikçi hizmetler için daha fazla kaynak: Kamu hizmetleri söz konusu olduğunda Türkiye “büyük düşünebilecek”, nitelik, nicelik ve hakkaniyet açısından daha ileri hedeflere yönelebilecek konumdadır. Eğitim ve sağlık alanlarında nüfusun tümüne belirli bir düzeyde hizmet sunulmaktadır. Şimdi görev, ülkenin tüm bölgelerinden ve toplumun tüm kesimlerinden kız ve erkek çocukların potansiyelini geliştirecek hakkaniyete dayalı ve çocuk dostu bir eğitim süreci için çaba göstermek, daha sağlıklı ve güvenli yaşamlar için başta çocuklar ve gençler olmak üzere herkesi kapsayan daha bütünlüklü halk sağlığı hizmetlerini geliştirmektir.  Sosyal korumaya gelince, haklara dayalı bir sistem henüz yeni geliştirilmektedir ve yoksulluktan en fazla etkilenen çocukların sosyal korumasına yönelik özel bir odaklanma henüz mevcut değildir. Sosyal hizmetlerle çocuk koruma hizmetleri bölük pörçük durumdadır ve hizmet kalitesi güvence altına alınamamıştır. 2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması, önleme ve erken uyarı sistemlerine daha fazla ağırlık tanıyan, daha yaygın, eşgüdümü daha iyi sağlanmış kapsamlı çocuk koruma hizmetlerinin geliştirilmesi için bir fırsat yaratmıştır. Çocuk adaleti sisteminde, yargı ile tanışan bazı çocuklara uygulanan doğru usullerinin tüm çocuklar için izlenmesi büyük önem taşımaktadır.  Halen Türkiye okul öncesi yaş grubu için net bir politikaya sahip değildir ve bu alana ayırdığı kaynaklar da sınırlıdır. Oysa ilk yıllardaki bakım ve uyarım çocuğun gelecekteki sağlıklı gelişimi ve başarısı açısından kritik önem taşıdığı gibi erken dönem çocuk gelişimi uygulamaları birbirini izleyen yoksulluk döngülerinin ortadan kaldırılmasında da önemli bir rol oynayabilir. Başta kız çocuklar olmak üzere ergenlere ve gençlere yönelik hizmetlerin çeşitlendirilmesi, nüfusun bu geniş ve önemli kesimi açısından gereklidir. Bu hizmetler kapsamında ergenlere ve gençlere her tür pratik bilgiler, yaşam ve geçim becerileri verilebilmeli; iş deneyimi, kişisel ve sosyal gelişim için fırsatlar sunulabilmeli; sömürüye veya erken evliliklere karşı koruma saplanabilmelidir.

Çocuklara ve gençlere yönelik kamu hizmetlerinin sunumunun arttırılması, aynı zamanda, bu hizmetlerden sorumlu kurumlar arasındaki eşgüdümün geliştirilmesini, ilgili standartların ve izleme sistemlerinin hazırlanmasını –ya da halen hazır olanların eksiksiz ve açık uygulanmasını- ve daha çok sayıda, daha iyi eğitilmiş ve uzmanlaşmış profesyonellerinistihdam edilmesini gerektirir. Bir başka gereklilik de daha büyük bütçe ve kaynakların etkin kullanımıdır. Türkiye’de çocuklar ve gençler ülke nüfusunun görece daha geniş bir kesimini oluşturdukları halde, çocuklar, aileler ve gençler için seferber edilen kaynakların düzeyi, Avrupa veya OECD standartlarına göre açık biçimde daha düşüktür. Örneğin, zorunlu eğitimin 2012 yılında on iki yıla çıkartılmasına, buna uygun bir kaynak artışı eşlik etmemiştir. Eldeki kaynakların artırılması ve yakından izlenmesi gerekmektedir. Gerek kamu harcamalarının yetersizliği gerekse bu kaynakların daha gelişkin kentler, iller ve mahallelerle daha merkezi, prestijli veya eski kurumlarda yoğunlaşması, kamu hizmetlerinin derin sosyoekonomik eşitsizliklere karşılık verme gücünü sınırlamaktadır.

Eşitsizlik, dezavantaj ve dışlanmaya odaklanma: Genel nüfusa yönelik politikalar ve hizmetlerde kapsam genişliğini sağlamanın yanı sıra, çocuklar ve gençler arasında yoksunluk, dışlanma ve hak ihlalleri açısından en fazla riskle karşı karşıya olan kesimlere doğrudan odaklanılması, haklara ve fırsatlara daha eşitlikçi erişim sağlamanın en kestirme yolu olabilir. Bu bağlamda değerlendirilebilecek kesimler şunlardır:

--kız çocuklar; çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri sürmektedir – örneğin, kız çocukların okullarını terk etme, kendi ilgi alanları veya hedefleri peşinden gitmek yerine ev işleri yapmak zorunda kalma olasılıkları erkeklere göre daha yüksektir – ve ayrıca erken ve zorla evlendirilme, namus suçları ve cinsel şiddet gibi olgular kız çocukları daha fazla tehdit etmektedir.

--gerek kırsal gerekse kentsel yerleşimlerdeki yoksul çocuklar; çünkü sosyoekonomik açıdan dezavantajlı durumda olma, çocukların haklarından yoksun olmalarının ve risklere maruz kalmalarının birincil nedenidir. Hiçbir çocuğun yoksulluk içinde bir yaşamı hak etmediği gibi, yoksulluğun olumsuz etkileri daha sonraki yaşamda giderilememektedir. Ana babaların kendilerinden fedakârlıkta bulunmaları da bu konuda bir çözüm olamaz; çünkü yoksul çocukların ana babaları da genellikle eğitimsiz ve sosyal güvencesi olmayan, çok çocuk sahibi kişilerdir.

--engelli çocuklar ve gençler; Bu kesim, özel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmaların, sağlık, eğitim ve sosyal hizmet alanlarında sürdürülmesine rağmen haklarına erişimde çoklu engellerle karşılaşmaktadır. Hizmetlerin ve fiziksel ortamların iyileştirilmesine ek olarak, engelli olanların hepsinin hakları ve potansiyeli, toplumla bütünleşmesi söz konusu olduğunda ilgili toplumsal normların ve tutumların değişmesi gerekmektedir.

--Roman çocuklar ve gençler, siyasal şiddet olaylarından etkilenen çocuklar ve gençler, göçmenler ve iltica etmek isteyenler: bu kesimlerde yetişen çocuk ve gençlerin haklarını ve iyi olma durumlarını güvence atına almaya yönelik politikalar ve çalışmalar, kısmen çeşitli siyasal nedenlere bağlı olmak üzere, çok sınırlı kalmaktadır.

Birlikte çalışma: Çocukların ve gençlerin haklarında ve iyi olma hallerinde iyileşme sağlamak, katkıda bulunabilecek durumda ve buna istekli olanların enerjilerinden ve kaynaklarından tam olarak yararlanması halinde kolaylaşacaktır. Burada hükümet kurumlarının genel sorumluluğu üstlenmesi gerekir. Ancak, üniversiteler ve akademisyenlermedya,uluslararası kuruluşlarözel sektör, STK’larmeslek kuruluşlarıiş ve işveren kuruluşları, sendikalar da bu sürece katkıda bulunmalıdırlar. Bu katkı, tanıtım-savunu, araştırma, politika geliştirilmesine yardım, meslek sahiplerinin eğitimi, iyi tutum ve davanışların benimsenmesi, deney paylaşımı, mesaj iletimi, hizmet sunumunun finansmanı ve gerçekleştirilmesi ve/veya demokratik denetim ve izleme gibi biçimler alabilir. Hükümetin bu tür grupların görüş ve önerilerine daha açık olması ve yapabilecekleri katkıları daha sistematik biçimde talep etmesi yararlı olacaktır. Böylece bu katkılar, ağırlıklı olarak devlet tarafından yönetilen, çocuklara hizmet sunma ve çocuk hakları izleme sistenmleriyle bütünleşebilecektir. Yerel yönetimlerle birlikte gene yerel düzeydeki kuruluşlar, gruplar ve liderlere, halka yakın olmalarından, yörelerindeki koşulları iyi bilmelerinden ve gerek nakit gerekse ayni olarak sağlayabilecekleri kaynaklardan dolayı önem ve değer verilmelidir. Çocuklarla veya ailelerle birlikte çalışan profesyoneller, kendi özel mesleki alanlarının içinde ve mümkün olduğu ölçülerde bu alanların ötesinde çocuk haklarını savunacak şekilde donatılmalıdır. Genellikle bilerek ya da ardını arkasını pek düşünmeden çocuklarının haklarını görmezden gelen ya da onların iyiliğine aykırı davranan ana babaların desteklenmesi ve bilgilendirilmesi de yararlı olacaktır. Böylece ana babalar da çocuklarına özenle bakacak, onlara kritik önem taşıyan ilk yıllarından ergenliğin kritik dönemeçlerine kadar uzanan çocukluk ve gençliklerinin tüm aşamalarında gerekli bilgi ve destek verebileceklerdir. Son olarak - ve belki de en anlamlısı - çocukların ve gençlerin düşüncelerine kulak verilmesi, kendileriyle birlikte hareket edilmesi, haklarına sahip çıkmalarının, birbirlerini desteklemelerinin kolaylaştırılması önem taşımaktadır.