* Elinizdeki Durum Analizi’nin tüm bölümlerinden de anlaşılacağı gibi tüm çocuklar ve gençler haklarından yararlanabilme anlamında aynı şansa sahip değildirler. Kızlar, pek çok açıdan erkek çocuklara göre daha dezavantajlı konumdadır. Kız çocukların eğitim, boş zaman, enformasyon ve topluma tam katılım gibi alanlardaki haklarından yararlanmaları daha sınırlı olduğu gibi, cinsel şiddetin her biçimine daha fazla maruz kalkmaktadır. Erkek çocuklar ise şiddetin ve sömürünün diğer biçimlerine daha fazla maruz kalmakta, kaza, madde bağımlılığı ve yasaları ihlal gibi olaylara daha fazla karışmaktadır. Analizinin bu 9. bölümü, çocuklar ve gençler arasındaki belirli kesimlerin durumuna odaklanmaktadır. Söz konusu kesimlere mensup çocuklar ve gençler kimi haklarından veya tüm haklarından başkalarına göre daha az yararlanabilmektedir. Burada kastedilen kesimler, engelli çocuklar ve gençler, kırsal yerleşimlerde, azgelişmiş bölgelerde veya yoksul kent mahallelerinde yaşayan çocuklar ve gençler, siyasal şiddetin ortasında büyüyen çocuklar ve gençler, Roman çocuklar ve gençlerle birlikte genç göçmenler, sığınmacılar ve mültecilerdir.  Bu nüfus kesimleri zaman zaman örtüşmekte, bunlardan birden fazlasına mensup olanların dezavantajlılık durumları özellikle ağırlaşmaktadır. Bu kesimlerin haklarına öncelik tanınması, çocuk ve genç haklarının ve iyi olma halinin daha eşitlikli biçimde sağlanmasının en kestirme yoludur. Ne var ki, genel olarak, dezavantajlı kesimlere yönelik özel politikalar ve programlar ne belirli alanlarda ne de sektörlerarası düzeyde henüz gündemde değildir.  

* Hükümetin kararlılığına rağmen, engellilik riskine maruz kız ve erkek çocuklar, özellikle yoksul kesimlerden olanlar, haklarından akranlarıyla eşit biçimde ve onların yararlandığı gibi yararlanamamaktadır. Bu alanda iyileşme için gerekenler ise şunlardır: engellilik türü ne olursa olsun tüm engelli kişilerin haklarına ve potansiyeline ilişkin toplumsal norm ve tutumların değişmesi ve bu kişilerin toplumla bütünleşmeleri; teşhis, veri toplama ve izlem sistemlerinin daha da geliştirilmesi; sosyal hizmetler ve sosyal korumanın daha kapsamlı olması; eğitim sisteminin daha kapsayıcı hale getirecek yeni bir hamlenin yapılması ve fiziksel erişimin her ortamda sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yapılması.

* Azgelişmiş bölgeler ve kırsal alanlarda yaşayan çocuklar ve gençler, beslenme, sağlık ve eğitim sonuçlarıyla hizmetler ve fırsatlar açısından açıkça dezavantajlı durumdadır. Bu çocuklar ve gençler ayrıca başka açılardan da yoksun ve riskli durumda olabilmektedir. Ne var ki, bu kesimlerin haklarını ve iyiliklerini güvence altına almaya yönelik olarak geliştirilen özel politikalar mevcut değildir.

* Yoksulluğa ve sosyal güvencesizliğe ek olarak yoksul kent mahallelerindeki çocuklar ve gençler, kent yaşamına ve kentsel ortamlara özgü bir dizi dezavantaj, risk ve tehditle karşılaşmaktadır. Çocuklar ve gençlerin ihtiyaçları bir kentsel alandan diğerine önemli farklılıklar gösterebilmektedir.

* Roman topluluklara mensup çocuklar ve gençler güç koşullarda yaşamakta, haklarından yararlanmada ve potansiyellerini gerçekleştirmede zorlu engellerle karşılaşmaktadır. Komşu ülkelerdeki deneyimlerin de gösterdiği gibi, Romanların toplumsal içermesini sağlamak yoğun ve çok sektörlü bir çaba gerektirmektedir. Oysa Türkiye herhangi bir etnik gruba yönelik farklı politikalar benimsenmesinde, ya da etnik grup bazında veri toplanmasında hep isteksiz davranmıştır.

* Türkiye’nin güneydoğusunda siyasal gerilim ve şiddet ortamlarında yaşayan çocuklar ve gençler, maddi yoksunluk ve kamu hizmetlerinden yararlanmada eşitsizliklere ek olarak psikolojik stres ve fiziksel olarak yaralanma riski altındadır. Aralarında yargıyla tanışanlar oldukça fazla, acı bir ölüme yol açabilecek şekilde PKK tarafından saflarına katılanlar da vardır. Bu çocukların ve gençlerin yaşamlarını iyileştirmeye yönelik çalışmalar ise bölük pörçük yürütülmektedir.

* Sığınmacı statüsü için UNHCR’ye başvuruda bulunan çocuk ve gençlerden bir bölümüne sosyal yardımlar ve sağlık hizmetleri verilmekte, aynı şekilde bu çocuk ve gençlerin bir bölümü okula gidebilmektedir. Ancak diğerlerinin içinde bulundukları koşullar ve yararlanabilecekleri fırsatlar çok daha sınırlıdır. Çocuklar ve gençler aynı zamanda Türkiye yoluyla Avrupa’ya ulaşmak isteyen, sık sık yakalanan ve bu çabaları sırasında yaşamlarını da yitiren düzensiz göçmenlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

9.1 Engellilik yaşayan çocuklar ve gençler

Günümüzde, herkesin yaşamının bir noktasında engelliliğe maruz kalabileceği ve engelli kişilerin kendi kişisel özellikleri kadar çevresel ve toplumsal koşullardan ve algılardan da zarar gördükleri kabul edilmektedir. WHO ve Dünya Bankası tarafından birlikte hazırlanan 2011 “Engellilik Dünya Raporu”nda (http://www.who.int/disabilities/world_report/2011/en/index.htm) dünyada 1 milyarı aşkın kişinin engellilik yaşadığı belirtilmektedir. Engelli kişiler, engelli olmayanlara göre sağlıksız, eğitimde başarısız, ekonomik fırsatlarının kısıtlı olduğundan yoksul olmaktadır. Bu durum, büyük ölçüde kendilerine yeterince hizmet sunulmamasından ve gündelik yaşamlarında karşılaştıkları engellerden kaynaklanmaktadır. Türkiye’de de, istatistikler eskimiş veya eksik olsa da, nüfusun önemli bir bölümünün engellerle yaşadığı bilinmektedir. Akraba evliliklerinin sonucu olan fiziki engeller, nedenlerden yalnızca biridir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (Türkstat) 2002 yılında yaptığı ve asıl olarak engelliliğin ileri biçimlerine odaklanan Engellilik Araştırmasına göre ülkede nüfusun yüzde 2,6’sı engellidir ve yüzde 9,7’sinde de kalıcı hastalıklar vardır. 2010 yılındaki Ülke Engelliler Veritabanı kapsamındaki nüfusun %29’u düşünsel engellidir, %26’sında kronik hastalıklar vardır, %18’inde birden çok engellilik durumu bulunmaktadır, %9’u ortopedik engellidir. Görsel engelli olanların oranı %8,4, işitme engellilerin oranı %6, zihinsel ve duygusal engellilerin oranı %3,9, dil ve konuşma bozuklukları olanların oranı ise %0,2’dir. Kayıtlı engellilerin %58,6’sını erkekler, %41,4’ünü kadınlar oluşturmaktadır.

devamı

9.2 Azgelişmiş bölgelerdeki ve kırsal kesimdeki çocuklar ve gençler

Türkiye’de gerek bölgeler arasında gerekse kırsal ve kentsel alanlar arasında çarpıcı eşitsizlikler olduğu bir sır değildir. Bundan daha az bilinip kabul edilen ise, bu eşitsizliklerden en olumsuz biçimlerde etkilenenler arasında çocukların da yer aldıklarıdır. Azgelişmiş bölgeler: 26 “düzey 2” istatistik bölge için elde bulunan Türkstat verileri, kişi başına ulusal gelirin İstanbul için 14.591 dolardan Van, Muş, Bitlis ve Hakkâri’yi içeren doğu bölgesi için 3.419 dolar arasında değişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır. İstihdam ve sosyal güvenlik verileri de batıdaki illere göre Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşayan nüfusun çok daha küçük bir bölümünün düzenli istihdam kapsamında yer aldığını göstermektedir. Genel olarak, nüfusun eğitim düzeyi düşüktür ve nüfus içindeki dinamik kesimlerin ülkenin başka yerlerine göç etmiş olmasından söz edilebilir. Devlet altyapıyı ve temel hizmetleri ülkenin tüm yörelerine götürmüş olsa bile, bunların niceliğindeki ve niteliğindeki farklılıkların ekonomik koşullardaki bölgesel farklılıkları pekiştirir görünmektedir. Örneğin, kimi bölgelerde elektrik kesintileri daha sık olmakta, sokaklar daha bakımsız ve az aydınlatmalı olabilmekte, öğretmen ve sağlıkçılar daha sık değişmektedir.

devamı

9.3 Yoksul kent mahallelerindeki çocuklar ve gençler

Kentli çocuklar arasındaki yoksulluk konusu, küresel bir bakış açısıyla, UNICEF’in en bilinen ve etkili yayını olan Dünya Çocuklarının Durumu raporunun “Kentli bir Dünyada Çocuklar” başlıklı 2012 sayısında ele alınmıştır (http://www.unicef.org/publications/files/SOWC_2012-Main_Report_EN_13Mar2012.pdf - Türkçe yönetici özeti için: http://panel.unicef.org.tr/vera/app/var/files/d/u/dunya-cocuklarinin-durumu-2012.pdf). Bu kapsamlı rapor, çocuklara birinci öncelik tanıyan daha adil ve daha kapsayıcı kentler için çağrıda bulunmaktadır.

devamı

9.4 Roman çocuklar ve gençler

Türkiye’de başka pek çok veride olduğu gibi nüfus verileri de etnik gruplara göre ayrıştırılmadığından ülkedeki toplam Roman sayısı bilinmemektedir. Yapılan tahminler, Roman nüfusun yarım milyon ile 2,5 milyon arasında değiştiğine işaret etmektedir. Romanlar arasında, tarımda veya genellikle mevsimlik diğer işlerde çalışarak kısmen kırsal ve/veya göçebe yaşam sürdürenlerle çeşitli ürünler satmak üzere oradan oraya dolaşanlar hala vardır. Ancak, büyük çoğunluğun yerleşik yaşama geçtiği, Edirne, İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara ve başka kimi kentlerde kent yoksullarının bir kesimini oluşturdukları gözlemlenmektedir. Türkiye’deki Romanların hepsi, ya da en azından büyük bölümü, Türkçe konuşmaktadır ve İslam dinine bağlıdır; aynı zamanda kendi adetlerini, geleneklerini, alışkanlıklarını ve değerlerini belirli ölçülerde korumaktadır. Ayrıca, ülkenin güneydoğu’da Dom ve kuzeydoğu kesimlerinde Lom topluluklarının yaşadığı anlaşılmaktadır.

devamı

9.5 Siyasal şiddet ortamında büyüyen çocuklar ve gençler

Türkiye’de terörizmden, askerin ve polisin operasyonlarından ve/veya toplumsal olaylardan en fazla etkilenen Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde, kentlerde, ilçelerde ve mahallelerde büyüyen çocuklar özel riskler ve dezavantajlarla karşı karşıyadırlar. Bu durum, çocukların hemen her tür haklarına erişimini ciddi biçimde tehdit etmektedir ve çocukların daha uzun dönemdeki refahını da etkileyebilecek gibi görünmektedir. Kentsel ve/veya kırsal alanlarda çocukların karşılaştıkları fiziksel riskler arasında bombalar, iki ateş arasında kalma, mayınlar ve patlamamış mühimmatın yol açtığı kazalar yer almaktadır. Ölümle veya ciddi yaralanmalarla sonuçlanan bu türden olaylar Türkiye medyasında en az ayda bir kez yer bulmaktadır. Terörist eylemlerde zaman zaman devlet kurumları olan okullar da hedef alındığından çocukların yaşamları risk altındadır. Aralık 2011’de, Uludere’de sınır ticareti/kaçakçılıkla uğraşan köylülerin yanlışlıkla terörist sanılması sonucunda meydana geldiği anlaşılan bir olayda, Türk jetlerinin saldırısıyla öldürülen 35 kişiden bazılarının 18 yaşından küçük erkek çocuklar olduğu bildirilmiştir.

devamı

9.6 Genç göçmenler, mülteciler ve sığınmacılar

2012 yılı Mart ayı itibarıyla Türkiye’de ikamet izniyle kalan 211.473 yabancı ülke yurttaşı bulunmaktadır. Bu kişilerden 20.740’ının çalışma izni vardır, 31.282 kişi öğrenci konumundadır ve geri kalanlar da eş, akraba, bağımlı, emekli vb olarak Türkiye’de kalmalarına izin verilenlerdir. İkamet iznine sahip olanların %48’i “Avrupa’dan”, %44’ü de “Asya’dandır”. Ancak, bu yabancı uyruklu kişiler aslında geniş ve dalgalanma gösteren yabancı nüfusun yalnızca küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. 2011 yılında 29 milyonu aşkın yabancı, limanlardan, havaalanlarından ve sınır kapılarından ülkeye giriş yapmış, aşağı yukarı bu kadar kişi de ayrılmıştır. Bunların büyük bir çoğunluğunu ülkede kısa süre kalan yabancı tatilciler oluşturmaktadır.

devamı