* 0-3 yaşlarındaki çocukların büyük çoğunluğuna anneleri ya da çocuğun yakınları baktığından, bu kişilere ulaşma gerekliliği halen sürmektedir. Bu kişiler arasında özellikle daha az eğitimli ve bilgili olanlara erken çocukluk döneminde çocuğa sağlanacak uyarımın gerekliliği ve önemiyle ilgili mesajlar taşınmalıdır.

* Gündüz çocuk bakımı, özellikle kadın istihdamını teşvik bağlamında artık bir politika konusu olmaya başlamıştır. Topluluk temelli modeller anneleri güçlendirebilir ve gündüz çocuk bakımı hizmetlerini toplumun daha geniş kesimlerine ulaştırabilir.

* Hükümet son yıllarda başta devlet ilkokullarında okul öncesi eğitim sınıfları açarak okul öncesi eğitimi hızla yaygınlaştırmaktadır. Hükümet şimdi 48-60 aylıklarda 2013 yılına kadar %100 okullaşma hedefini açıklamış bulunmaktadır (2012 yılı itibarıyla 60 aydan büyükler için ilkokul zorunludur). Özellikle okul öncesi eğitime bölgeler ve sosyoekonomik gruplar bazında bugünkü eşitsiz katılım dikkate alındığında, okul öncesi eğitime tam katılım ve hizmet kalitesi için büyük bir kaynak seferberliği gerekecektir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın halen sürmekte olan AB finansmanlı ve UNICEF tarafından teknik destek sağlanan Okul Öncesi Eğitimi Güçlendirme Projesi, toplum temelli modeller dâhil bu bağlamda yaygınlaştırılabilecek yararlı modeller sunmaktadır. 

5.1 Çocuk bakımı ve okul öncesi eğitim hizmetleri: Erken çocukluk, her insanın yaşamında kritik bir dönemdir. İlk yıllarında iyi bakım alan çocukların gerek büyüme dönemlerinde gerekse daha sonraki yaşamlarında sağlıklı olma olasılığı diğer çocuklara göre daha yüksektir. İlk dönemde iyi bakım, sağlığın yanı sıra düşünsel, dilsel, duygusal ve sosyal becerilerin de güçlenmesini sağlayarak çocukları okullarında başarılı kılmakta, okul terk olasılığını azaltmakta ve yaşamın sonraki evrelerinde de başarı getirmektedir. Butün  bunlar, ana babaları yoksul veya eğitimsiz olan, evlerinde Türkçeden başka bir dil kullanılan veya başka bir açıdan dezavantajlı konumda yer alan çocuklar için özellikle geçerlidir. Dolayısıyla, okul öncesi eğitime yaygın katılım, fırsat eşitliği sağlamada ve aksi halde kuşaktan kuşağa aktarılacak dezavantajları gidermede önemli bir yoldur (Dünya Bankası: Türkiye: Bir Sonraki Kuşak için Fırsatların Yaygınlaştırılması – Yaşamda şanslar raporu”, Şubat 2010). Erken dönemde iyi bakım alan çocukların ayrıca ergenlik dönemlerinde öz saygı geliştirme, daha sonraki yaşamlarında ise toplumun yaratıcı ve üretken üyeleri olma olasılığı da yüksektir. Buna karşılık, yaşamlarının ilk yıllarında, beynin en hızlı geliştiği dönemde uyarım alamayan çocuklar kendi potansiyellerini hiçbir zaman eksiksiz gerçekleştiremeyebilirler.

Türkiye’de, henüz ilkokul çağına gelmemiş çocukların büyük çoğunluğuna onların bilişsel gelişimini yeterince destekleyecek bilgi veya fırsatlardan yoksun olma olasılığı yüksek anneler veya diğer aile büyükleri bakmaktadır. (Bakınız, elinizdeki Durum Analizinin ‘Toplumsal koşullar ve aile ortamı ile ilgili bölümü). Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2011 Aile Yapısı Araştırmasına göre küçük çocuklara asıl olarak annelerinin baktığı ailelerin toplam içindeki payı %89,6 gibi yüksek bir düzeydedir. Diğerlerinde büyükanneler başlıca bakıcı durumunda iken kreşler, babalar veya diğer bakıcılar tarafından büyütülen çocukların oranı sırasıyla %2,4, %1,5 ve %1,2’dir (rapor hazırlanırken bunun ötesinde ayrıntı elde bulunmuyordu). Günlük bakımı kreşlerde veya ücretli bakıcılardan alan küçük çocukların, her ikisi de çalışan, bu işlere para ayırabilecek göreli varlıklı ana babaların çocukları oldukları varsayılabilir.

Örgün anaokulları veya kreşler Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü (daha önceki Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü-SHÇEK) ve Genel Müdürlüğün ruhsat ve denetimi altında özel girişimciler tarafından işletilmektedir. Okul öncesi eğitim, devlete ait ve özel kurumlarda ve gene devlete ve özel sektöre ait okullara bağlı sınıflarda verilmektedir.

Bunlara ilaveten, kimi kamu kurumları/özel kuruluşlar kendi çalışanlarının çocukları için kreş ve okul öncesi hizmetler sunmaktadır. Ancak, kamu kesimi söz konusu olduğunda bu tür hizmetler artık çok azalmıştır. Diğer işyerleri söz konusu olduğunda ise iş yasaları 150’den fazla kadın çalıştıran işverenlere kreş açma yükümlülüğü getirmektedir. Bu tesislerde çalışanların bebeklerini emzirebilecekleri odalar, çalışan kadınların (kimi örneklerde erkeklerin de) 0-6 yaşlarındaki çocuklarının yaşlarına göre eğitim ve bakım alabilecekleri bölümler bulunmaktadır. Ne var ki, aynı işletmede 150 ve daha fazla sayıda kadın çalıştıran işveren azdır ve olsa bile bu yükümlülükten çeşitli yollarla kaçınılabilmektedir. 2008 yılında bu yana işverenlere bu yükümlülüklerini özel bakım kuruluşlarıyla anlaşarak yerine getirme izni tanınmış bulunmaktadır. 

Okul öncesinde daha enformel eğitim ve bakım hizmetleri Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı yaygın eğitim merkezleri ve SHÇEK’e veya Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi’ne bağlı toplum merkezleri ile birlikte kimi belediyelerin ve AÇEV, TGEV ve KDEV gibi hükümet dışı kuruluşların çabalarıyla sınırlı ölçüde verilmektedir.  Bu kapsamda yaz okullarıyla gezici okullar da faaliyet göstermiştir. Ayrıca, ana babaların ve küçük yaşlardaki çocuklara bakan başka kişilerin eğitimine yönelik önemli programlar da söz konusudur (Bakınız, ‘Toplumsal koşullar ve aile ortamı).

Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması: 0-3 yaşlarındaki çocukların çok küçük bir bölümü örgün gündüz bakım veya kreş hizmetlerinden yararlanırken, bugün 4-5 yaşlarındaki çocukların yarıya yakını okul öncesi eğitime katılmaktadır. Okul öncesi eğitime katılım, en başta Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen hizmetlerin yaygınlaşmasıyla son on yılda beş kat artmıştır. Bakanlığın örgün eğitim istatistiklerine göre 2011-2012 ders yılında okul öncesi eğitime katılım 3-5 yaş grubu için %30,87, 4-5 yaş grubu için %44,04 ve 5 yaşındakiler için de %65,69’dur. Okul öncesi eğitime katılımda erkek çocuklar kız çocuklardan biraz daha öndedir: 3-5 yaş grubu söz konusu olduğunda net okullaşma oranı erkek çocuklar için %31,23, kız çocuklar için %30,49’dur. 5 yaşındakilerde erkek çocukların okullaşma oranı %66,20, kız çocukların ise %65,16’dır. Okul öncesi eğitimdeki 1,17 milyon çocuğun yaklaşık %90’ı devlet okullarındadır ve bu kapsamdaki her beş çocuktan dördü ilkokullara bağlı okul öncesi sınıflara devam etmektedir.

Dünya Bankası, 2011 yılında yayınlanan “Türkiye’de Temel Eğitimde Kalitenin ve Hakkaniyetin Artırılması: Görevler ve Seçenekler” (http://go.worldbank.org/MM9KG62GG0) başlıklı politika notunda şöyle demektedir: “Türkiye’de ilkokul öncesi eğitimde kapsam, Bulgaristan veya Belarus gibi kişi başına GSYH’si benzer düzeylerde olan ülkelere kıyasla henüz dardır…Bu sorun, farklı sosyoekonomik kesimlere mensup çocukların erişiminde görülen keskin farklılıklar nedeniyle daha da pekişmektedir: en yoksul durumdaki aileler en varlıklı olanlara göre ortalama dört fazla çocuğa sahip olmakla birlikte, varlıklı gruptaki ailelerin en azından bir çocuğunun anaokuluna gitme şansı diğerlerine göre 60 kat daha fazladır (Aran et al., 2009)…” Aynı notta, okullaşma oranlarında bölgeler arasındaki önemli eşitsizliklere de dikkat çekilmektedir. Bakanlığın %100 okullaşma hamlesini yeterince tesisin bulunduğu ve okullaşmanın zaten yüksek düzeylerde olduğu illerden başlatması mevcut durumu daha da ağırlaştırmıştır. Uç bir örnek vermek gerekirse, Milli Eğitim Bakanlığı 2011-2012 ders yılı örgün eğitim istatistiklerine göre 4-5 yaş grubunda okul öncesi okullaşma oranı Güneydoğu’daki Hakkari ilinde yalnızca %20,91 iken Karadeniz bölgesindeki Amasya ilinde %80,52'dir. Dünya Bankası’nın 2012-2015 dönemi Türkiye Ülke Ortaklık Stratejisi, erken dönem çocuk eğitiminde kalite ve kapsamın geliştirilmesi gerekliliğine değinmektedir..

Okul öncesi eğitimde ihtiyaç analizi: Hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı, okul öncesi eğitimi yaygınlaştırma kararlılığını defalarca tekrarlamıştır. Ne var ki, bu hedefe kalitede herhangi bir düşüş olmadan ulaşılması için gerekli fiziksel ve insansal kaynakların bulunamayacağına ilişkin kaygılar vardır. Yakınlarda yayınlanan “Türkiye’de Okul Öncesi Eğitim Kapasitesinin Değerlendirilmesi” araştırması şu gerçeği işaret etmektedir: Bir yandan öğrenci/öğretmen oranını 20’de tutarken (halen geçerli orandan biraz daha iyi, ancak ortalama 15’lik OECD oranının üzerinde) diğer yandan 2023 yılına kadar 4-5 yaş grubundaki çocukların %70’inin okullaşması için, Bakanlığın elindeki okul öncesi öğretmen ve sınıf sayısını 2010-11 ders yılına göre üç kat artırmak gerekecektir.

Halen AB’nin finansal, UNICEF’in teknik desteğiyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen Okul Öncesi Eğitimi Güçlendirme Projesi’nin (aşağıya bakınız) bir parçası olarak hazırlanan söz konusu araştırma, okul öncesi eğitimle ilgili önemli diğer konu başlıklarını da belirlemektedir. Bu konular arasında şunlar da yer almaktadır: yönetici ve öğretmenlerde aranan vasıflar ve bu kişilerin eğitilmeleri; hizmet içi eğitimin varlığı ve kalitesi; birçok okul açısından fiziksel koşulların güvenliği ve uygunluğu; engelli çocukların eğitime erişimi ve eğitimin herkesi kapsayacak şekilde düzenlenmesi; finansal kaynakların, yardımcı personelin ve öğrenci başına harcamanın yeterliliği; standart, düzenleme ve teftiş gereklilikleri. Bu tür konuların üstesinden gelinmesi, gerek merkezi gerekse yerel düzeylerde kurumlar arasında daha fazla işbirliğini, idari ve teknik kapasiteyi gerektirmektedir. Denetçilerin hizmet içi eğitimi, il/ilçe düzeyi idareciler ve denetçiler arasındaki okul öncesi eğitim uzmanlarının sayısının artırılması, bu bağlamdaki gereklilikler arasındadır.

Aynı değerlendirmede, okul öncesi eğitimde devletini sorumluluğunu ortaya koymak, kamu kurumlarının bu alandaki rollerini ve sorumluluklarını netleştirmek üzere bir Okul Öncesi Eğitim Yasası çıkartılmasını tavsiye edilmektedir. Yapılan öneriye göre bu yasa toplum temelli okul öncesi eğitim hizmetlerini tanımlamalı, bu hizmetleri okul öncesi eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak görmelidir. Toplum temelli hizmetler olmadan, azgelişmiş bölgelerde yaşayan, düşük gelir gruplarına mensup, Roman topluluklardan gelen veya başka açıdan dezavantajlı çocukların yaygınlaşan hizmetlere rağmen en son ulaşılacak kesimler olarak kalma riskleri vardır. Bunun sonucunda toplum içindeki fırsat eşitsizlikleri daha da derinleşecek ve yoksulluk döngüsü de pekişmiş olacaktır. Gerek kurumsal gerekse toplum temelli hizmetler için, standartların belirlenmesi, teftiş ve denetim mekanizmalarının yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi Projesi: Yukarıdaki bölümlerde değinilen konulardan çoğu – standartların belirlenmesinden okul donanımının iyileştirilmesine kadar – Bakanlığın AB’nin finansal desteği ve UNICEF’in teknik yardımıyla yürütmekte olduğu Okul Öncesi Eğitimi Güçlendirme Projesiyle birlikte ele alınmaya başlamıştır. 2013 yılı Eylül ayına kadar sürecek olan 43 aylık proje, kaliteli, iyi izlenen toplum temelli okul öncesi eğitim ve gündüz çocuk bakım hizmetlerinin daha yaygın olarak verilmesine yönelik bir model geliştirilmesini ve test edilmesini öngörmektedir. Bu model halen seçilmiş illerde test edilmekte ve maliyetle ilgili hesaplar yapılmaktadır. Bu arada, mevcut okul öncesi eğitim programları her yönüyle gözden geçirilip değiştirilmekte, bu programlara çocuk yetiştirme eğitimiyle gündüz çocuk bakımı dahil edilmektedir. Okul öncesi müfredat bir uzmanlar ekibi tarafından değiştirilerek güncellenmiştir ve hizmet sunucuları da bu yeni müfredat üzerinden eğitime tabi tutulacaktır. Hizmet öncesi eğitim programlarında yapılması gereken deşişiklikler de Yüksek Öğretim Kurumu ile gerçekleştirilecek diyalog sonucunda gerçekleşmesi beklenmektedir.

Okul öncesi eğitime yönelik talep: Çocukların okul öncesi eğitime katılımı söz konusu olduğunda ana babaların ve çocuklara bakan diğer kişilerin hepsinin buna sıcak baktığı söylenemez. Küçük çocukların – hatta okula başlama yaşına kadar – bakımının en başta annenin sorumluluğunda olduğuna ilişkin yaygın bir inanç vardır. Kimileri çocuklarını küçük yaşlarda eğitim kurumlarına göndermeyi onlara yapılacak bir haksızlık saymakta, kimileri de sunulan hizmetlerin niteliği ve güvenli olup olmayacağı konusunda kuşkular beslemektedir. Bu arada, çok sayıda ana baba okul öncesi eğitimin çocuklarının gelişimi açısından taşıdığı önemi bilmiyor da olabilir. Bu tür görüşlerin resmi görevliler, politikaları belirleyenler ve kanaat önderleri tarafından da bir ölçüde paylaşılmakta olduğu söylenebilir. Bunları dikkate alan Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) 2009 yılında “Yedi yaş çok geç” kampanyası yürütmüştür. Sonuçta, bu tür görüşlerin giderek ağırlık yitirdiği görülmektedir.

Okul öncesi eğitim önündeki engeller arasında bu kademe için (devlet ilkokullarının bile çoğunda) alınan ücretler  ve okula gitmenin diğer örtük masrafları (özellikle çocukların büyük çoğunluğunun annelerinin çalışmadığı veya çok düşük ücretlerden çalıştığı düşünülürse) sayılabilir. Hükümet dışı kuruluşlar okul öncesi eğitimin devlet okullarında ücretsiz olarak sağlanması çağrısında bulunmuştur. Dünya Bankası ise göründüğü kadarıyla dezavantajlı çocuklar için kimi özel düzenlemelerle birlikte ücretli eğitimi öngörmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, okul öncesi hizmetleri özendirmek üzere çocuklarını ilkokula gönderen annelere yönelik şartlı nakit transferi (ŞNT) sistemini genişletmeyi düşünmektedir.

Okul öncesi eğitim ve yeni okula başlama yılı: TBMM tarafından Mart 2012’de benimsenen ve eğitim sistemini pek çok açıdan yeniden yapılandıran yasa uyarınca (Bakınız, “Çocuklar ve eğitim sistemi” başlıklı bölüm) ilkokula başlama yaşı 72 aydan 60 aya düşürülmüştür. 66 aylıktan küçük çocuklar için kimi esneklikler getirilmiş olmakla birlikte bu yeni sistem 2012’de başlayan ders yılında uygulamaya konulmuştur. İlkokul eğitimi kağıt üzerinde ücretsizdir. Başka bir deyişle, 5 yaşındaki tüm çocuklar ilköğretimden ücretsiz olarak yararlanabilecektir. Ne var ki, geçekleştirilen değişiklik fiziki kapasite, insangücü, finansal kaynaklar, okul ortamlarının ve müfredatın uygunluğu ve beş yaşındaki çocukların okula hazırlık durumları gibi alanlarda ilkokulların önüne pek çok yeni görev koymuştur.

Okul öncesi eğitimin 5 yaşındaki çocuklar için zorunlu tutulması politikası, bu yaştaki çocukların artık ilkokula devam ediyor olacaklarından gündemden düşmüştür. Mayıs 2012’de yayınlanan bir genelgeye göre Milli Eğitim Bakanlığı artık yaşları 48 ile 60 ay arasında olan çocukların %100’ünün 2013 yılı sonuna kadar okullaşmasını hedeflemektedir.

5.2 Erken dönem çocukluk vizyonu: UNICEF ile Dünya Bankası tarafından Ekim 2010’da Ankara’da düzenlenen, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlarıyla birlikte erken dönem çocuk gelişimi (EÇG) uzmanlarının katıldıkları iki günlük bir uluslararası konferansta, hizmetlerin hızla yaygınlaştırılmasının yanı sıra, bu hizmetlerin bütünlüklü ve çocuk merkezli bir yaklaşımla entegre bir şekilde yürütülmesi çağrısında bulunulmuştur. Erken dönem çocukluğun, yaşamın tümü üzerindeki belirleyiciliği ile toplumun geleceğine olan olumlu etkisi düşünüldüğünde, çocuklara bu dönemde yapılacak yatırımların önemi yadsınamaz iken, Türkiye’nin erken dönem çocuklukla ilgili vizyonunu belirlemesi çok yerinde olacaktır. Bu vizyon, farklı yaşlardaki çocukların iyi olma halleri ve gelişimleri açısından izlenebilir hedefleri içermelidir. Hedefler, beslenme durumu, okula hazırlıklılık ve ilkokula başarılı geçiş gibi alanlarda belirlenebilir. Ardından, azgelişmiş yörelerde ve kırsal kesimde yaşayan çocuklar, kendi anne babasıyla birlikte olmayanlar ve diğer dezavantajlı gruplara ağırlık verilerek, hedeflere ulaşılmasına ve sürecin izlenmesine yönelik gerekli kurumsal ve mali düzenlemeler yerine getirilebilir. Bu tür hedeflerin ve kurumsal düzenlemelerin varlığı, EÇG’ye, özellikle de 0-3 yaş grubuna daha fazla kaynak ayrılmasını sağlayacak, böylece sosyal koruma alanında önemli bir boşluk doldurulmuş olacaktır (Bakınız, ‘Toplumsal koşullar ve aile ortamı’). Ayrıca, gündüz çocuk bakımı ve okul öncesi eğitimde kurumsal ve esnek/toplum temelli modeller, anne-baba eğitimi, sağlık sektöründeki hizmetler ve sosyal yardımlar/hizmetler gibi mevcut politikalar ve hizmetler arasındaki eşgüdüm de bu sayede güçlenmiş olacaktır.

2009 yılında AÇEV bir öneride bulunmuştur. Bu öneride, farklı bağlamlarda alternatif modeller kullanabilecek, erken dönem çocuk gelişimi programlarının ilköğretimin erken yıllarına başarılı biçimde entegre edebilecek tutarlı bir politikanın geliştirilmesi ve uygulanması için Milli Eğitim Bakanlığı’nın kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi ve Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü’nün Erken Dönem Çocuk Gelişimi Genel Müdürlüğü’ne dönüştürülmesi öngörülmüştü (AÇEV: Türkiye’de Erken Çocukluk Eğitimi: Erişim, Eşitlik ve Kalite). Ne var ki 2011 yılında sözü edilen Genel Müdürlük, hem ilkokul öncesi hem de ilkokul eğitiminden sorumlu olacak Temel Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.

Kadınların çalışması ve erken dönem çocuk gelişimi: Küçük yaşlardaki çocukların gelişimine ilişkin politikaların kadınların işgücüne ve istihdama katılımlarını sağlamaya yönelik politikalarla ilişkilendirilmelidir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımları, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (Türkstat) 2011 yılı için verdiği yıllık ortalamaya göre %28,8 gibi düşük bir düzeydedir. Çocuklara bakma zorunluluğu veya masrafına katlanılabilir gündüz çocuk bakım hizmetlerinin olmayışı anneleri işgücüne katılmaktan alıkoyabilmekte veya çalışan kadınların işlerinden ayrılmalarına yol açabilmektedir. Bu da ailenin gelir düzeyinin yanı sıra kadınların kendi bağımsızlıkları ve refahı, ayrıca ekonominin bütünü üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Buna karşılık profesyonel çocuk bakımına ve okul öncesi hizmetlere yönelik talep de, kadınların işgücüne katılımlarının düşüklüğü ve bunun sonucunda annelerin kendi çocuklarına bizzat bakmaları nedeniyle sınırlı kalabilmektedir. Bu ve benzer konular Kalkınma Bakanlığı ile UNICEF tarafından ortaklaşa araştırılmaktadır. Bu arada, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı yakın zamanlarda gelir düzeyi belli bir seviyenin altında kalan çalışan anneler için çocuk bakım ödeneği çıkartılması olasılığını gündeme getirmiştir. Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi Projesi, bir alt etkinlik olarak, kadınlara gerek kurumsal gerekse toplum temelli gündüz çocuk bakım hizmetlerinde çalışma imkanı verebilecek eğitimin verilmesini amaçlamaktadır.