* Türkiye’de bebek ve beş yaşından küçük çocuk ölüm hızları hızla düşmeye devam etmekle birlikte Türkiye ile bu alanda en başarılı olan ülkeler arasında henüz bir mesafe vardır ve bu da büyük ölçüde ülkenin daha az gelişmiş bölgelerinde ölüm hızlarının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye şimdi bu açığın kapatılmasını hedefleyebilir.

* Çocuk beslenmesi alanında iyileşmeler olmakla birlikte henüz ortada ciddi sorunlar vardır. Türkiye’deki çocukların %10’unda bodurluk vardır –büyük ölçüde az gelişmiş bölgelerde. Bodurluk, yaşa göre boyun kısa kalması demektir ve çeşitli sağlık ve gelişme sorunların ortaya çıkma ihtimalını işaret eder. Bu kabul edilemez durum, yoksulluğun, ailede verilen bakımın yetersizliğinin ve kamu hizmetlerindeki açıkların yansımasıdır. Ayrıca, mikrobesin yetersizlikleri de kayda değer boyutlardadır.

* Sağlık sektöründeki dönüşümün bir parçası olarak Türkiye’de çocuklar için ücretsiz sağlık sigortası getirilmiştir. Halk sağlığı alanında, yalnızca bebek yaşatma, bağışıklama veya anne sütüyle beslemeye odaklanmayıp hedefleri herkes için daha güvenli ve daha sağlıklı yaşama doğru genişleten daha bütünlüklü hizmetler öngörülebilir. Bu ise, aile hekimliği sisteminin daha ileri düzeyde geliştirilmesini, sistemin nerede olurlarsa olsunlar tüm çocuklar üzerindeki etkilerinin titizlikle izlenmesini ve değerlendirilmesini gerektirir.

* Çok sayıda bebek ve küçük çocuk, mümkün olan en erken dönemde tespit edilip müdahaleyi gerektiren bir tür engellilik durumu veya gelişim gecikmesiyle karşılaşmaktadır. Gelişimsel Pediatri Birimlerinin öncülüğünü yapan Türkiye’nin, sağlık sistemi içinde gelişim gecikmeleri ve engellilik durumlarına yönelik tutumları değiştirmek, tüm çocuklar için doğru tarama ve teşhis sağlayarak gerekli erken müdahalelerde bulunmak ve bu alandaki örnek uluslararası uygulamalar doğrultusunda özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerini geliştirmek için çok daha fazla yatırım yapması gerekmektedir. 

4.1 Yaşama: Son yıllarda, yükselen gelirler, annelerin daha iyi eğitim almaları, kentleşme, ve doğurganlık alanında daha sağlıklı uygulamalar gibi toplumsal eğilimlere paralel olarak ve doğum öncesi bakım ve izleme, doğumlara nezaret, personelin bilgililiği ve yoğun bakım birimlerinin varlığı dahil olmak üzere sağlık hizmetlerinin kapsamında ve/veya niteliğindeki iyileşmelerin de etkisiyle, bebek ve beş yaşından küçük çocuk ölümlerinde çarpıcı azalmalar meydana gelmiştir (ancak bu azalmaların yüksek bir düzeyden başladığı hatırlanmalıdır). BM verilerine göre Türkiye’de 5 yaş altı ölüm oranı 1000 canlı doğumda 18, bebek (0-12 ay) ölüm oranı da 1000 canlı doğumda 14’tür. Uluslararası bir karşılaştırma yapmak gerekirse, dünya ortalaması 5 yaş altı ve bebek ölüm oranları sırasıyla 57 ve 40’tır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika için bu oranlar 41 ve 31, Orta ve Doğu Avrupa-Bağımsız Devletler Topluluğu için 23 ve 19, sanayileşmiş ülkeler içinse 6 ve 5 olarak karşımıza çıkmaktadır (UNICEF: Dünya Çocuklarının Durumu Raporu, 2012). Sağlık alanındaki yetkililer Türkiye’nin de çok kısa süre içinde tek rakamlara ulaşacağına emindir. Çocuk ölüm hızlarında son dönemlerde sağlanan hızlı azalmanın öyküsü “Türkiye’de 5 yaşından küçükler ölüm hızında (5YKÖH) azalma: Durum araştırması” adlı yayında anlatılmaktadır (http://www.unicef.org.tr/en/knowledge/detail/1035/decline-in-the-under-5-mortality-rate-u5mr-in-turkey-a-case-study; yanının Türkçesi: http://www.unicef.org.tr/tr/knowledge/detail/1034/turkiye-de-5-yasindan-kucukler-olum-hizinda-5ykoh-azalma-bir-durum-arastirmasi).

Beş yaşından küçükler ve bebek ölüm hızlarında en gelişmiş ülkelerde görülen düşük düzeylere ulaşılması, riskli durumlara (prematüre doğumlar, düşük doğum ağırlığı…) ve bebek ölümlerinin çoğunlukla ortaya çıktığı doğumu izleyen ilk haftalara odaklanılmasını gerektirmektedir. Bu arada, bölgeler ve sosyal gruplar arasındaki eşitsizlikler de önemli boyutlardadır. 2008 Nüfus ve Sağlık Araştırması (NSA) araştırmayı önceleyen on yıl içinde 5 yaşından küçükler ölüm hızını kırsal kesimlerde 43, “Doğu” bölgesinde 50 ve en alttaki beşte birlik gelir dilimine mensup anneler arasında 52 olarak belirlemiştir. Bu dönem için ülke ortalaması 33’tü. Sosyoekonomik koşullar, eğitim düzeyi, doğurganlık pratikleri ve ev ile sağlık kuruluşu arasındaki mesafe gibi değişkenlerin yanı sıra bu eşitsizlikler aynı zamanda altyapı ve hizmetlerin dağılımındaki coğrafi farklılıkları ve sağlık personelinin sıkça değişmesini de yansıtıyor olabilir. Aynı araştırmaya göre doğuda annelerin ancak %79’u doğumdan önce tıbbi bakım ve rehberlik almaktadır. Bu oran, ülke ortalamasının 13 puan altındadır. Yine Doğu’da annelerin %74’ü doğum sırasında yardım almaktadır ki bu da ülke ortalamasının 17 puan gerisindedir. Üstelik Doğu’daki annelerin yalnızca %33’ü doğum sırasında doktor (hastabakıcı değil) yardımı almaktadır. Benzer eşitsizlikler kırsal ve kentsel alanlar arasında da görülmektedir. BM Çocuk Hakları Komitesi Haziran 2012’deki Sonuç Gözlemlerinde Türkiye’ye “bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi ve anne ve bebek ölümlerinde ülkenin doğu bölgelerinin hedef alınması” tavsiyesinde bulunmuştur. 2013 yılında gerçekleştirilecek bir sonraki NSA, bebek ve çocuk ölümleri ile ana-çocuk sağlığı hizmetlerinin ulaştırılmasında/alınmasında görülen bölgeler arası eşitsizliklerin azalmış olduğu tespitinde bulunması muhtemeldir. Bu tabloyu sağlayan politika inisiyatifleri arasında düzenli sağlık muayenelerine ve doğumların hastanede yapılmasına bağlı şartlı nakit transferleri, ücra yerlerde doğum yapan kadınlara sağlanan ulaşım ve diğer imkanlarla ev ziyaretleri yer almaktadır. Ne var ki, Türkiye İstatistik Kurumu (Türkstat) tarafından açıklanan son ölüm verilerine göre doğu bölgelerinde bebek ölümleri 2010 yılında da ülke ortalamasının önemli ölçüde üzerinde kalmıştır.

Ölüm zamanına göre bebek ölümleri, 2010

 

ölüm sayısı

toplamın %’si

0 gün

2,172

14.4

1-6 gün

4,796

31.9

7-29 gün

2,638

17.5

1-4 ay

3,451

22.9

5-8 ay

1,349

9.0

9-11 ay

643

4.3

Toplam

15,049

100.0

Kaynak: 31 Mart 2012 itibarıyla Türkiye İstatistik Kurumu (Türkstat)

Bölgelere göre bebek ölümleri, 2010

 

ölüm sayısı

ölüm hızı (‰)

TR1 Istanbul

2.048

9,7

TR2 Batı Marmara

372

10,4

TR3 Ege

1.464

11,6

TR4 Doğu Marmara

998

10,0

TR5 Batı Anadolu

1.232

11,6

TR6 Akdeniz

2.003

12,2

TR7 Orta Anadolu

693

11,0

TR8 Batı Karadeniz

689

11,3

TR9 Doğu Karadeniz

362

10,7

TRA Kuzeydoğu Anadolu

688

14,0

TRB Orta Anadolu’nun Doğusu

1.205

14,5

TRC Güneydoğu Anadolu

3.295

16,0

Toplam

15.049

12,1

Kaynak: 31 Mart 2012 itibarıyla Türkiye İstatistik Kurumu (Türkstat)

Coğrafi ve iklimsel koşullara, ekonominin gelişmişlik düzeyine, eğitime ve altyapıya, kentleşmeye ve halk sağlığı alanındaki temel müdahalelere bağlı olmak üzere, Türkiye’de çocukluk dönemi hastalıkları ve diğer bulaşıcı hastalıklar nedeniyle meydana gelen çocuk ölümlerinin sayısı düşüktür. Türkiye 2002 yılından bu yana çocuk felcini ortadan kaldırmıştır ve 2003-2005 döneminde gerçekleştirilen Ulusal Kızamık aşısı Kampanyası Sağlık Bakanlığı’na göre yüzde 95’lik kapsama ulaşmıştır. Böylece kızamık aşısı kapsamı sanayileşmiş ülkelerle aynı düzeye gelmiş ve bebeklerin yüzde 100 aşı kapsamında yer almasını öngören Binyıl Kalkınma Hedefine ulaşılabileceği ortaya çıkmıştır. Rutin bağışıklama politikalarının kapsamı genişletilmiştir. 2008 NSA’ya göre 12-23 aylık çocukların %74’ünün aşıları tamdır (o dönem için aşıların tamlığı bir doz BCG, 3 doz çocuk felci ve bir doz kızamık aşısı anlamına gelmektedir). Oysa bu oran 2003 yılında %54 idi. Buna karşılık 2 yaşındaki çocuklar arasında tam bağışıklama kırsal kesimde ve doğuda yalnızca yüzde 60 kadardır. Bu da, talep tarafındaki etmenlerin yanı sıra hizmet sunumunda ve personelde bölgeye göre farklılaşmaların işareti sayılabilir.

Türkstat’a göre 2010 yılında 5-9 yaşlarında 920, 10-14 yaşlarında 798, 15-19 yaşlarında 1.399 ve 20-24 yaşlarında 1.710 ölüm meydana gelmiştir. 5-19 yaş grubundaki ölümlerin beşte üçü, 20-24 yaş grubundaki ölümlerin de üçte ikisi erkek ölümleridir. Çeşitli ölüm nedenleri verilmektedir, andcak tüm ölümler için neden göstermek mümkün olamadığından, bu sayılara dikkatle yaklaşılmalıdır.

4

4.2 Beslenme:  Türkiye’deki çocukların beslenme durumu, anne sütüyle emzirmenin teşvikine ve tuzun iyotlanmasına yönelik resmi politikalarla birlikte ekonomik kalkınma, kentleşme, daha küçük aile ve toplumsal değişim gibi etmenler sonucunda iyileşmiştir. Bununla birlikte, Türkiye’deki çocukların önemlice bir yüzdesi yetersiz beslenmeye maruz kalmakta veya demir, iyot ve vitamin gibi mikrobesin eksiklikleriyle ilgili sağlık sorunları veya riskleriyle yaşamaktadır. Bu durum, çocuk yoksulluğunun, sosyal koruma sistemlerinin ve sosyal hizmetlerin durumu yeterince düzeltemediğinin, kimi durumlarda da anne babalarla çocuklara bakaın diğer kişilerin diyet ve besleme konularındaki ihmal veya bilgisizliklerinin göstergesidir. 2011 yılında gerçekleştirilen ülke ölçeğindeki beslenme araştırmasının sonuçları henüz açıklanmamıştır ve mikrobesin yetersizlikleriyle ilgili istatistik bilgiler de sınırlıdır. Bununla birlikte, 2008 Nüfus ve Sağlık Araştırması (NSA) beş yaşından küçük çocukların %10,3’ünün bodurluğa, %3,2’sinin de ileri derecede bodurluğa maruz olduğunu göstermektedir. Beş yaşından küçük  çocuklar arasında bodurluğa maruz olanların oranı 1998’de %16, 2003’te ise %12,2 idi. Bodur çocuklar, kronik yetersiz beslenmenin bir işareti olarak yaşlarına göre boyca kısadırlar. Türkiye’de beş yaşından küçük çocukların %1’ine yakını kavrukluk göstermektedir. Başka bir deyişle, bu kez aküt yetersiz beslenme nedeniyle çocukların kiloları boylarına göre düşük kalmaktadır.

Yetersiz beslenme, yalnızca yaşam şansını, fiziksel sağlığı ve yapıyı değil bilişsel gelişimi de etkilemektedir. Küresel düzeyde, gizli bir afet olarak tanımlanmıştır. Sorun, yoksul ülkelerin yanı sıra orta gelir düzeyindeki ülkelerde de sürmektedir. UNICEF’in 2012 Dünya Çocuklarının Durumu raporunda aktarılan WHO verilerine göre bodurluğun yaygınlığı Mısır’da %29, Malezya’da %17 ve Meksika’da %16 iken, Ürdün ve Brezilya’da sırasıyla yalnızca %8 ve %7’dir.

Türkiye’de yetersiz beslenme, bölgelere, kırsal ve kentsel yerleşimlere göre önemli farklılıklar göstermektedir. Ülkede yoksulluğun dağılımı göz önünde tutulduğunda bu durumda şaşırtıcı bir yan da yoktur. Türkiye’yi beş ana bölgeye ayıran 2008 NSA’ya göre “Doğu” bölgesindeki çocukların %20,9’unda bodurluk varken “Batı”da bu oran %7,6’dır. Bodurluk oranının belirli iller veya ilçelerde daha da yüksek seyrediyor olması muhtemeldir. Araştırma, iyotlu tuz kullanan hanelerin oranını Doğu için yüzde 61 olarak belirlemiştir. Bu oran ülke ortalamasının 24 puan altındadır. BM Çocuk Hakları Komitesi 2012 Haziran ayındaki Sonuç Gözlemlerinde Türkiye’ye “başta bodurluk olmak üzere yetersiz beslenmeyi ortadan kaldırmaya, Doğu bölgelerine özel ağırlık tanıyarak neonatal bakımı iyileştirmeye yönelik çabalarını sürdürme” tavsiyesinde bulunmuştur.  Ulaşılması güç yörelerde sağlık ve beslenmeyle ilgili sonuçları iyileştirmeye yönelik çabalar, nüfus içindeki daha geniş kapsamlı ekonomik ve sosyoekonomik dezavantajları giderecek politikalar bağlamında yürütüldüğünde çok daha anlamlı olacaktır.

Anne sütüyle besleme: Türkiye’deki hemen hemen her çocuk bebekliğinin bir döneminde anne sütüyle beslenmektedir. Bu durum, çocuğun yaşam ve sağlıklı olma, duygusal ve bilişsel açılardan iyi gelişme şanslarını artırmaktadır. 2008 NSA bir dönem anne sütüyle beslenen bebek oranını yüzde 98,5 olarak belirlemektedir. Ancak ideal olanı, bebeklerin ilk altı ay boyunca yalnızca anne sütüyle beslenmeleridir. Bu ölçüte göre bakıldığında ilk altı ay içinde yalnızca anne sütüyle beslenen bebek oranı %41,6’da kalmaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılıp UNICEF tarafından desteklenen Bebek Dostu Hastaneler Girişimine ve aynı alandaki diğer çabalara karşın durum böyledir. Belirli bir dönem yalnızca anne sütüyle besleme açısından Türkiye’nin performansı, UNICEF’in 2012 Dünya Çocuklarının Durumu raporunda verilen %37’lik dünya ortalamasının üzerindedir. Ne var ki, henüz iki aylık bile olmamış çok sayıda bebek (NSA’ya göre iki aylıkların beşte biri) hazır mamalarla beslenmekte, ayrıca 4 ve 5. aylarda yalnızca anne sütüyle beslenen bebek sayısı da azalmaktadır (NSA’ya göre dörtte birden az). 2013 yılı NSA’sı bu alanda ilerleme kaydedildiğine işaret edecek olsa bile, ülkenin her yerinde 0-6 aylık bebeklerin annelerinin yarısından fazlası bebeklerini uygun olmayan biçimlerde besliyor olacaktır. Dahası, bebek mamalarının pazarlanmasına ilişkin kurallarla ilgili olup ilk kez 2002 yılında bu alandaki uluslararası kurallar doğrultusunda hazırlanan bir yönetmelik, AB uyumu ile ilgili meseleler, mama üreticilerinin lobi faaliyetleri ve hükümetin kararsızlığı gibi nedenlerden dolayı henüz yürürlüğe girmemiştir. BM Çocuk Hakları Komitesi Haziran 2012’deki Sonuç Gözlemlerinde Türkiye’ye “anne sütüyle beslemeyi yaygınlaştırmaya ve Bebek Mamalarının Pazarlanmasına İlişkin Uluslararası Kuralları tam olarak uygulamaya yönelik çabalarını güçlendirme” tavsiyesinde bulunmuştur.

4.3 Çocuklara yönelik sağlık hizmetlerindeki eğilimler: Çocuklara yönelik halk sağlığı politikasında, doğum öncesi bakım, bağışıklama ve anne sütüyle besleme gibi özel hizmet alanlarındaki geniş ölçekli programların ağırlığı görülmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’deki çocukların sağlığı, bu programların örneğin azalan bebek ölümleri veya kızamığın ortadan kaldırılması gibi beklenen sonuçlarına ilişkin toplanan verilerle ölçülmektedir. Söz konusu programlar başarı sağlamıştır ve bir ölçüde kurumsallaşıp sürdürülebilirlik kazanmıştır. Ulusal sağlık politikası şimdi bu tür bir çalışmayı sürdürmenin önemini – özellikle daha yoksul yöreler ve dezavantajlı toplumsal gruplar söz konusu olduğunda- küçümsemeden çocuklara yönelik daha bütünlüklü bir yaklaşım benimsemek, herkes için sağlığı öngören nihai amacına yönelik hedeflerinin kapsamını genişletmek ve uygun yeni göstergeler geliştirmek durumundadır. Yapılacak müdahalelerdeki önceliklerin, eski sorunlar önemini yitirdikçe, şimdiye kadar ihmal edilen konular (örneğin çocukların maruz kaldıkları kazalar ve yaralanmalar) ön plana çıktıkça ve örneğin çocukluk dönemi kanser vakaları ve obezlik gibi yaşam tarzından kaynaklanan yeni sorunlar gündeme geldikçe (bugün okul kantinleri menüsü obezlikle mücadele kurallarına tabidir) değişmesi gerekebilir. Beslenme açısından ise, anne sütüyle besleme ve mikrobesinlerin yanı sıra, ek beslenme ve genel olarak diyetetik daha fazla önem kazanabilir.

Sağlık sisteminde bir dizi değişiklik gerçekleşmektedir. Bu değişiklikler, coğrafi ve toplumsal konuma bakılmaksızın tüm çocuklara uzanabilen, çocuklara daha kapsamlı sağlık hizmetleri verilmesini sağlayacak bir sisteme katkıda bulunma potansiyelini taşıdığı gibi kimi riskler de içermektedir. Yakınlarda, 2012 yılında Sağlık Bakanlığı’nın iç örgütlenmesinde bir değişiklik yapılarak Ana-Çocuk Sağlığı ve Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlükleri arasındaki ayrıma son verilmiş ve Türkiye Halk Sağlığı Enstitüsü gibi yeni birimler oluşturulmuştur. 2010 yılında aile hekimlerinin tüm ülkeye yaygınlaştırılmasını öngören sistem tamamlanmış, böylece yeni ve etkili bir temel sağlık hizmetleri ağı oluşturulmuştur. Bu değişiklik, kısmen Dünya Bankası’nın etkisiyle olmak üzere, sağlık sisteminde 2000’li yılların başından bu yana devam eden yapısal “dönüşümün” bir parçasıdır.

Aile hekimliği: Aile hekimlerinden gebelik ve erken çocukluk dönemi boyunca entegre ana-çocuk izleme hizmeti vermeleri, anneler ve çocuklardan düzenli olarak bilgi toplamaları ve çocuğun bilişsel ve psiko-sosyal gelişimini yakından izlemeleri beklenmektedir. Tüm bunlar, yalnızca kız ve erkek çocukların gereksinim duydukları uygun ve zamanında tedaviyi sağlamakla kalmayacak, ayrıca kamu sağlık politikalarına ve eğitime yön verecek verilerin elde edilmesini de sağlayacaktır. Dahası, aile hekimliği sistemi ana babaların ve giderek bir bütün olarak toplumun eğitilmesinde bir kanal olarak da işlev görebilir. Bu alanda başarı açısından temel faktörler aile hekimlerine yeterli ücret, eğitim ve destek sağlanması, halkın sisteme olan güveninin sürdürülmesi ve veri toplama ve işlemede etkili sistemler geliştirilmesidir. Daha etkili/sürdürülebilir ve hakkaniyetli bir sağlık sistemi için önleyici hizmetlere öncelik tanınmalı, ailelerin ve kamu kurumlarının erken dönem çocuk gelişimi alanındaki çabalarına katkıda bulunabilecek hemşirelerden ve çocuk gelişimi uzmanlarından daha fazla yararlanılmalıdır. (Hükümetin 2012 Yılı Programına göre, AB ülkelerinde nüfus başına doktor ve hemşire sayısı sırasıyla 33 ve 84,2 iken Türkiye’de gene aynı sırayla 16,9 ve 15,7’dir).  

Sağlık sisteminin değerlendirilmesi ve izlenmesi

Hükümetin 2012 Yılı Programına göre sağlık hizmetlerinde “dönüşüm” politikası hizmet sunumuna, hizmetlere erişime, temel sağlık göstergelerine ve sağlık hizmetlerinden duyulan memnuniyete önemli katkılar sağlamıştır. Bununla birlikte Program, fiziksel altyapı ve personelin kent/kır ve bölgesel dağılımında hala önemli eşitsizlikler olduğunu kabul etmektedir. Ayrıca, sağlık hizmetlerinin finansal sürdürülebilirliğine ilişkin konuların gündemde yerini koruduğu da belirtilmektedir. Programda belirtildiğine göre sağlık alanındaki harcamalar artarak GSYH’nin küçüldüğü bir yıl olan 2009’da GSYH’nin %5’ine ulaşmıştır. Ancak Hükümet ileride maliyetleri düşünmeyi ve gelirleri artırmayı öngörmektedir.

Sağlık sistemiyle ilgili genel olarak benzer, ancak daha ayrıntılı değerlendirmeler içeren raporlar arasında şunlar da yer almaktadır:

--OECD/Dünya Bankası: Türk Sağlık Sistemine Bakış, 2008 (http://www.worldbank.org.tr/WBSITE/EXTERNAL/COUNTRIES/ECAEXT/TURKEYEXTN/0,,contentMDK:22081

093~pagePK:1497618~piPK:217854~theSitePK:361712,00.html )

--Dünya Bankası: Türkiye’de Sağlık İşgücü Politikası: Son Reformlar ve Geleceğin Konuları (http://www.worldbank.org.tr

/external/default/mainpagePK=64193027&piPK=64187937&theSitePK=361712&menuPK=64187510&sea

rchMenuPK=64187282&theSitePK=361712&entityID=00

0333037_2009071700325

7&searchMenuPK=64187282&theSitePK=361712 )

--Türkiye Ekonomik Politikalar Araştırma Vakfı (TEPAV): Genel Sağlık Sigortasının Mali Sürdürülebilirlik Açısından Analizi – 2009’da ne oldu? 2009 athttp://www.tepav.org.tr/upload/files/1271313500r1067.Saglik_Harcamalari_Genel_Saglik_Sigortasinin_Mali_

Surdurulebilirlik_Acisindan_Analizi.pdf.)

Sağlık hizmetlerinin 2000’li yıllarda genel olarak iyileştiğine ilişkin yaygın bir kanı olmakla birlikte, halk sağlığı ve sağlık hizmetleri alanlarındaki performansa ilişkin bağımsız bir izleme sisteminin olmadığı da bir gerçektir. Kapsam/erişim ve kalite gibi unsurları kapsaması gereken böyle bir bağımsız izleme özellikle çocuklar ve dezavantajlı gruplar söz konusu olduğunda eksiktir. Bu alanda düşünce kuruluşlarının oluşturulması ve Sağlık Bakanlığı’nın elindeki verilerin daha fazlasının dışarıya dağıtılması ve analizi yarar sağlayacaktır. 

Sağlık hizmetlerine erişim: Tek, kamusal ve prime dayalı genel sağlık sigortası sistemi bugün hem daha önceki düzenli işlerde çalışanları –veya emeklileri- ve bağımlılarını kapsayan çok parçalı sağlık sigortasının hem de sigortasız olanların büyük bölümünün sağlık hizmetlerine erişimini sağlayan “yeşil kart” sisteminin yerini almaktadır. Devlet, durumları teyit edilmek koşuluyla en yoksul durumda olanların, 18 yaşından küçük tüm vatandaşların ve 18 yaşından büyük kimi öğrencilerin genel sağlık sigortası masraflarını üstlenmektedir. İnsanları ilk başta temel sağlık hizmetleri veren kurumlara yöneltmek ve sevk sistemine başvurmalarını sağlamak amacıyla farklı ücret uygulamalarına gidilmiştir. Türkiye’de özel, devlet ve üniversite hastaneleri bulunmaktadır. Devlet hastanelerinden kimileri özelleştirilebilecektir. Uzun dönemde ve ülkenin tümünü kapsamak üzere hizmetlerin hangi kalitede verilebileceği ileride görülecektir. Gündemdeki konular arasında şunlar yer almaktadır: Temel sağlık sigortası paketinin içeriği; alınacak ücretlerin düzeyi; maliyetlerin düşürülmesi için global bütçelere başvurulması; acil hizmetlerin karşılanması ve piyasa güçlerinin hizmet sunumunda başat hale gelirken tedavi ve ilaç ücretlerinin bu hizmetlere her yerde ulaşılabilmesini sağlayacak düzeyde tutulup tutulamayacağı. Çocuklara ücretsiz sağlık sigortası sağlanmış olmakla birlikte, belirli tedavi biçimlerine ihtiyacı olan çocukların bu hizmetlere erişimi, ulaşım ve bakacak kişinin zamanı gibi kimi “gizli” maliyetler nedeniyle zora girebilmektedir.

4.4 Çocuk yaşatmanın ötesinde: gelişimde gecikmeler ve engellilik: Bebek ve çocuk ölümleri giderek azalmakla birlikte, önemli sayıda çocuk bir tür engellilik durumu veya gelişme geriliği ile karşı karşıyadır. Bu tür durumların ilgili kişiler açısından yol açabileceği hastalıkların, fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim sorunlarının ortadan kaldırılması veya asgariye indirilmesi, aileler ve toplum üzerinde bu açıdan oluşabilecek yükün hafifletilmesi için sorunların mümkün olan en erken aşamada tespit edilmesi ve harekete geçilmesi gerekir. Tüm ülkelerde, her on çocuktan en az biri kendini engellilik riskiyle karşı karşıya bırakabilecek bir gelişim güçlüğü içindedir. Bu çocuklar, sıklıkla düşük gelirli aileler gibi dezavantajlı gruplara mensuptur. Türkiye’de teşhis koymak açısından, sağlık hizmetlerine artan erişimle bu hizmetlerin daha fazla kullanılması ile birlikte tarama programlarının çesitlenmesi sayesinde ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak tarama programları gelişim güçlüklerinin ve engelliliklerin önlenebilir nedenlerinden yalnızca bir kısmını ele aldığı gibi, kapsamlı ve eşgüdümlü de değildir.  Ayrıca, riskli durumdaki çocukları belirlemede kullanılan yöntemler güncelleştirilmiş olmayabilir; özellikle bilişsel ve zihinsel sağlık sorunları söz konusu olduğunda teşhis için uzun süre sıra beklemek gerekebilir. Sağlık personeli, gelişimin izlenmesi alanında rutin eğitim almamaktadır ve teşhis edilen durumlarda ne yapılması gerektiğini de bilmemektedir.

Türkiye, gelişimsel sorunları veya güçlükleri olan çocuklar ve ailelerine destek amacıyla uzmanlaşmış Gelişimsel Pediatri Birimleri (GPB) oluşturulmasında kendi bölgesinde öncü konumundadır. Sağlık Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Gelişimsel Pediatri Derneği ve UNICEF ile işbirliği içinde, erken dönem gelişim güçlüklerini belirlemek ve gerekli müdahaleleri yapmak üzere ülkedeki en önemli 12 çocuk hastanesinde eğitilmiş uzmanlardan oluşan GBP’ler kurmuştur. Bu yeni birimler yalnızca 2011 yılı içinde 10 bin çocuğa hizmet vermiştir. GPB modeli gelişimsel gecikmelerin izlenmesinde ve çocuklarının gelişimine nasıl destek olabilecekleri konusunda ana babalara danışmanlık yapılmasında sağlık hizmetlerinde görev yapanlara destek sunmaktadır. Model ayrıca kapsamlı Çocuk Gelişimi Büyüme İzlemesi destek kartları dâhil olmak üzere sağlık sistemi içinde çocuk gelişimi müdahalelerini yaygınlaştırmakta, pediatristlerle tıp öğrencilerine hizmet öncesi eğitim vermektedir. Türkiye ilk Ulusal Gelişimsel-Davranışsal Pediatri Kongresini Nisan 2011’de gerçekleştirmiş, Gelişimsel Pediatri sağlık sistemi içinde resmen tanınmış bir alt uzmanlık dalı konumuna gelmiştir.

GPB modelini yaygınlaştırmada ve sağlık sistemi içinde gelişimsel gecikme ve engellere karşı tutumları değiştirmede daha yapılacak işler vardır. Sağlıkçıların – doktorlarla birlikte hemşireler- uygun eğitimi görmeleri halinde aile hekimliği sistemi çocuk gelişiminin izlenmesinde önemli bir potansiyele sahiptir. Sağlık hizmetleri sistemi içinde engelli çocuklara yönelik destek açısından, erken müdahale, özel eğitim ve rehabilitasyon alanlarında eğitimli sağlık personelinin sayısı artırılmalı, eğitimin kalitesi ve içeriği de bu alandaki çağdaş yaklaşımlar doğrultusunda geliştirilmelidir. Buna paralel olarak, halihazırdaki merkez temelli, talimat verici ve davranışsal öğretim yönelimli çerçeveler yerini topluluk ve ev temelli, bütünsel yaklaşıma bırakmalıdır. Ayrıca, hizmetlere erişimin bağlı olduğu Engellilik Raporlarının verilmesine ilişkin ölçütlerde, söz konusu raporlara işlevsellik ve güvenilirlik kazandıracak, küçük yaşlardaki çocukların gereksinimlerinin gözetilmesini sağlayacak önemli değişiklikler yapılması gerekmektedir.