Anasayfa > Basın Merkezi > 2015 > Mart > 
UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

Basın Merkezi (3/2015)

Suriyeli çocuklar için nasıl bir gelecek?


Suriyeli çocuklar için nasıl bir gelecek?  

Anthony Lake


Bu ay Suriye’deki çatışmalar beşinci acımasız yılına girmiş olacak.

 
Dehşet verici bir kilometre taşı: Dört yıl boyunca sürekli yükselen şiddet, bunca acı ve ortada görünen herhangi bir çözümün olmayışı…
 
On binlerce sivil yaşamını yitirdi. Milyonlarca insan ülkesini terk etti. Evler, okullar, hastaneler, hepsi doğrudan saldırıların hedefi oldu. Topluluklara insani yardımlar, yiyecek ve su ulaştırılamadı. Şiddet, arsız bir enfeksiyon gibi sınırları aşıp yayıldı. 
 
Şimdi bu dehşeti bir de onu yaşayan çocukların gözünden görmek gerekiyor. Evleri bombalanmış ya da terk edilmiş. Sevdikleri kişiler ve arkadaşları yitip gitmiş. Eğitimleri ya yarıda kesilmiş ya da hiç başlamamış bile. Özetle, çocuklukları onlardan çalınmış.
 
UNICEF’in tahminlerine göre, Suriye’de ve komşu ülkelerde olmak üzere yakın zamanların bu en kötü insani krizinden etkilenen 14 milyon çocuk yaşıyor.
 
Bu çocuklardan yaşları henüz çok küçük olanlar için, hayata dair öğrendikleri bu acılardan ibaret. Dünyaya ilişkin deneyimlerine renk veren, çatışma ve yoksunluk.
 
Olgunlaşma dönemlerine girmek üzere olanlara gelince; şiddet ve acı yalnızca geçmişlerini yaralamakla kalmayıp, geleceklerini de şekillendirmekte.
 
Bu çocukların diğer ülkelerdeki yaşıtları artık yaşamlarının bundan sonrasına yön verecek tercihlerde bulunurken onlar sadece hayatta kalmaya çalışmakta. Çok sayıda çocuk aşırı zulme maruz kalmış durumda. Bunların bazıları ailelerine destek olmak için çalışırken bazıları ya çocukken evlenmek ya da silahlı gruplar tarafından kendi saflarına katılmak zorunda bırakılmış durumda.
 
Bu çocuklarhangi tercihlerde bulunacak? Önlerinde hangi seçenekler var?
 
Daha iyi bir geleceğe yönelik inançlarını koruyabilecekler mi? Yoksa umutsuzluk içinde her şeyi bırakıp kendilerini istikrarsız bir geleceğin sınırlı fırsatlarına mı teslim edecekler?
 
En kötüsü ise, bunu normal bir şey olarak görmeye başlayıp kendileri de şiddete mi yönelecek?
 
Bir yıl önce, insani yardım alanındaki liderler, bir kuşağın tamamını şiddet ve umutsuzluk nedeni ile kaybetme tehlikesi içinde olduğumuzu ve bu kayıpla birlikte, Suriye ve bölge için daha iyi bir gelecek şansının da yitirilmiş olacağı konusunda uyarıda bulundular. Ne yazık ki bu riskte hala bir azalma yok.
 
Kriz beşinci yılına girerken bu genç kuşak şiddet döngüsü içinde kaybolup gitme ve bu dönemde çektikleri acıları gelecekte  kendilerinin tekrarlaması riskini hala taşımakta.
 
Uluslararası topluluk bu acımasız olasılığa, söz konusu çocuklara insani yardım, koruma, eğitim ve destekle ulaşmaya çalışarak yanıt vermiş, ancak bu çabalar yeterli olmamıştır.
Bu genç insanlardan vazgeçemeyiz. Kendileri kendilerinden ve geleceklerinden büsbütün vazgeçmeden daha fazlasına ulaşmamız gerekiyor.
 
Hala vakit, hala umut var. Maruz kaldıkları acılara, katlandıkları hatalara ve yetişkinlerin bu korkunç çatışmaya son vermede apaçık görünen yetersizliklerine karşın bu çocukların hala kendilerine daha iyi bir yaşam kuracak cesareti ve kararlılığı var.       
 
Suriye’nin Humus kentindeki evinden iki yıl önce ayrılan 16 yaşındaki Alaa gibi çocuklar… Eğitimi kesintiye uğramasına rağmen, bir eğitim programı bulacak kadar şanslı olduğundan bugün diğer çocuklara yönelik eğitim programlarının uygulanmasına ön ayak oluyor.
 
Sınırın ötesinde, Irak’ın kuzeyindeki 10 yaşındaki Christina gibi çocuklar… Yerlerinden olmuş aileler için kurulan bir barınakta yaşıyor. Orada, bir yandan kendi derslerine çalışırken kendinden de küçük başka çocukların derslerine yardımcı oluyor.
 
Bu çocukların kararlılıklarını görünce bizler onlara yardım için nasıl daha az kararlı olabiliriz ki? Onların bile umutlarını yitirmemiş olduklarını görünce bizler nasıl umutsuz olabiliriz ki?
 
Eğer olursak, bunun sonuçlarına gelecek kuşaklar da katlanmak zorunda kalacak…Tıpkı bizlerin de etkileneceği gibi.
 
Bu korkunç kriz yalnızca milyonlarca çocuğu etkilemedi. Yarın birer yetişkin olduklarında bu çocuklar ve yapacakları tercihler milyonların geleceğine yön verecek, hem kendi ülkelerinde hem de bölgede. Bizi bekleyen umut ve uzlaşma geleceği midir yoksa şiddet ve umutsuzluk mu?
 
İkincisi, kesinlikle hakettikleri bir gelecek değil. Ve elbette bizlerin görmek isteyeceği bir gelecek de.